
Kübra SONKAYA-Muhammet BAYRAM/ANKARA, (DHA)- BİRLEŞİK Klinik Psikologlar Derneği Başkanı Klinik Psikolog Cenk Adıgüzel, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'da 2 okuldaki saldırılara ilişkin, "Ebeveynler çocuklarını takip etmeliler, onlarla yakından ilişki kurmalılar. Ne izliyorlar ne ile karşı karşıyalar, hangi içerikleri tüketiyorlar, bunları yakından takip etmeleri, izlemeleri gerekiyor" dedi.
Klinik Psikolog Cenk Adıgüzel, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'da 2 okulda yaşanan saldırılar üzerinden diğer çocuklarda kaygı yaratılmaması gerektiğini söyledi. Alınacak tedbirler konusunda ebeveynlere tavsiyelerde bulunan Adıgüzel, "Bu tarz şok etkisi yaratan olaylarla karşı karşıya kaldığımızda, olayları anlamlandırmaya çalışırız ve bu olaylara bir açıklama getirme ihtiyacı içerisinde oluruz. Bu, bir nebze kaygımızı dindirmek için ihtiyaç duyduğumuz bir şeydir. Ancak bu arayışın, bizi gerçekten uzaklaştırmaması gerekir. Çünkü şiddet eylemleri, tek bir nedenle, tek bir sebeple açıklanamayacak kadar karmaşık ve etkileşimsel bir sürecin sonucu olarak karşımıza çıkar" dedi.
'TOPLUMLA UYUMUMUZ BELİRLEYİCİ BİR UNSUR'
Adıgüzel, şiddet eylemlerini ortaya çıkaran faktörlere ilişkin, "Son dönemde televizyonlarda da çok duyduğumuz 'Oyun oynadığı için böyle davrandı, izlediği dizilerden, filmlerden etkilendi, böyle oldu' gibi yaklaşımlar olduğunu görürüz. Kuşkusuz bunlar, şiddet eylemleri üzerinde etkisi olan durumlar olmakla beraber, şiddet eylemlerini sadece bunlarla açıklayamayız. Peki, nasıl bakmamız gerekir? Şiddet eylemlerinde belirleyici etkenlerden biri bireysel unsurlar, yani bireysel faktörlerdir. Kişinin psikolojik iyilik hali, duygu durumunu yönetebilme becerisi, dürtü kontrol becerisi gibi durumlar bireysel faktörler olarak ele alınır. Bununla beraber ebeveynlerle ilgili faktörler de söz konusudur. Nasıl bir ebeveynlik tutumuyla yetiştiğimiz, ihmal ve istismar gibi durumların hayatımızda var olup olmadığı, travmatik yaşam deneyimlerine sahip olup olmamamız yine bu aile etkenleri içerisinde değerlendirebileceğimiz başlıklardır. Bununla birlikte, şiddete etki eden faktörlerden biri de çevresel faktörlerdir. Kişinin içinde bulunduğu sosyoekonomik durum, dışlanma, zorbalığa maruz kalma gibi öykülere sahip olup olmaması da şiddet için belirleyici faktörler arasında yer alır. Bir başka etkeni de toplumsal ve kurumsal etkenler olarak tanımlayabiliriz. İçinde bulunduğumuz toplumla uyumumuz burada belirleyici bir unsur olarak karşımıza çıkar. Çocuğun ihtiyaç duyduğu kurumlara erişebilmesi ve ulaşabilmesi de bu konuda önemli bir belirleyicidir" ifadelerini kullandı.
'EĞİTSEL MÜFREDATLARIN HAZIRLANMASINA İHTİYAÇ VAR'
Hukuki ve güvenlikle ilgili tedbirlere ihtiyaç olduğunu vurgulayan Adıgüzel, "Televizyonlarda sıkça karşılaştığımız, okul bahçelerinde güvenlik görevlilerinin bulunmasına yönelik önerileri değerlendirecek olursak, kuşkusuz bu önemli bir öneridir; ancak problemi tek başına çözmeyecektir. Hukuki tedbirlere, güvenlik önlemlerine ve eğitsel önlemlere ihtiyacımız vardır. Çocuğun doğasına uygun eğitsel müfredatların hazırlanmasına ihtiyaç vardır. Ayrıca sağlıkla ilgili politikalara da ihtiyaç duyulmaktadır. Koruyucu ve önleyici ruh sağlığı hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve güçlendirilmesi bu bağlamda önemlidir. Bu hizmetlere erişimin kolaylaştırılması da önemli bir süreç olacaktır. Bununla birlikte, ebeveyn eğitimlerinin güçlendirilmesi ve artırılması da koruyucu faktörler arasında yer alır. Meslektaşlarımızla birlikte bu konuyu ciddi düzeyde değerlendiriyoruz ve bu konularla ilgili istişareler gerçekleştiriyoruz. Elbette ki bu çok üzüntü verici bir olaydır. Ne yazık ki bu tür olaylar deneyimledik ve toplum olarak çok üzüldük, kaygılandık. Bu olay yaşandıktan sonra ebeveynlerin kaygı düzeyinin yükselmesi kadar doğal bir şey yoktur. Aynı şekilde, çocukların kaygı düzeylerinin yükselmesi de son derece doğaldır. Ancak bununla birlikte şunu unutmamamız gerekir; bazen olaylara verilen tepkiler, olayların kendisinden daha zorlayıcı bir hal alabilir. Bu tepkiler, çocuklar için daha büyük tahribatlar yaratabilir" değerlendirmesinde bulundu.
'ÇOCUĞUN İLACI YİNE ÇOCUKTUR'
Ebeveynlerin, kaygı ile birlikte çocukları okula göndermeme eğilimi içerisinde olduğunu belirten Psikolog Adıgüzel, "Çocukları okula göndermemek ya da onları çok sayıda uyarıyla göndermek; 'Şunlardan uzak dur, bunlarla konuşma, şöyle davranan çocuklarla arkadaşlık etme' gibi tembihlerde bulunmak sıkça karşılaşılan durumlardır. Ya da çocukla birlikte okula gidip okul bahçesinde, kapının önünde beklemek; evden ayrılırken her zamankinden daha fazla sarılmak, öpmek, koklamak; endişeli ve kaygılı bir beden diliyle çocuğu uğurlamak gibi tutumlar sergilenmektedir. Bunlar iyi niyetle yapılan hatalardır. Biz bunları yaparken çocuğu koruduğumuza inanırız ancak bu tür davranışların çocuğun kaygı düzeyini genel olarak artırdığını biliyoruz. Bu dönemlerde çocuğun en çok neye ihtiyacı vardır diye sorarsak, cevap; güven duygusudur. Güven duygusunu bizim tesis etmemiz gerekir. Sürekli 'Her yer tehlikeli ve sen sürekli kendini korumalısın' gibi bir algıyla çocukları uğurlamak, onların kaygı düzeyini artıracaktır. Çocukların, yetkililerin aldığı önlemlere inanmasına ve yetişkinlerin onları koruduğuna güven duymasına ihtiyaç vardır. Çocukları akranlarıyla bir araya getirmeye de ihtiyaç vardır. Sıkça söylediğimiz bir ifade vardır; ‘Çocuğun ilacı yine çocuktur’" diye konuştu.
'TOPLUMSAL DÜZEYDE BİR HAREKETE İHTİYAÇ VARDIR'
Maruz kalınan içeriklerin, duygu durumu üzerinde etkili olduğunu söyleyen Adıgüzel, bunları bir olayı ya da bir davranışı açıklarken tek bir sebepmiş gibi sunmanın, gerçeklikten uzaklaştırdığını belirtti. Adıgüzel, ebeveynlerin kaygı yaratmadan çocuklarını takip etmesi gerektiğini vurgulayarak, "Onlarla yakından ilişki kurmalı; ne izlediklerini, neyle karşı karşıya olduklarını, hangi içerikleri tükettiklerini bilmelidirler. Ancak bu konuda ebeveynleri aşırı endişelendirecek bir yaklaşım içinde de olmamak gerekir. 'Oyun oynayan çocuklar böyle davranır' gibi genellemeler hem ebeveynlerin hem de çocukların kaygısını artırır. Elbette şiddet içeriklerini sağlıklı bulmuyoruz; ancak mesele yalnızca içerik değildir. Hatta çoğu zaman en belirleyici unsur, içerikten ziyade maruz kalma süresidir. 8 ya da 9 yaşındaki bir çocuğun günde 7-8 saat boyunca en temiz içeriğe bile maruz kalması sağlıklı değildir. Yani sadece ne oynadığı değil, ne kadar oynadığı da önemlidir. Bir diğer önemli etken ise çocuğun bu oyunu neyin yerine koyduğudur. Son dönemde karşılaştığımız önemli sorun alanlarından biri de budur. Çocuklar parkta oyun oynamak yerine bilgisayarda oyun oynamayı tercih etmektedir. Arkadaşlarıyla yüz yüze sohbet etmek yerine dijital platformları kullanmaktadır. Hatta bazı durumlarda arkadaşlarıyla iletişim kurmak yerine bireysel oyunları tercih edebilmektedirler. Bu konuyu sadece ebeveynlerle açıklamak da doğru değildir; bu durumda ebeveynlere haksızlık yapılmış olur. Bu yalnızca anne babanın çocuğunu ekrandan uzaklaştırmasıyla çözülebilecek bir konu değildir. Bu nedenle toplumsal düzeyde bir harekete ihtiyaç vardır" dedi. (DHA)
FOTOĞRAFLI

