DHA Görüntülü Yurt Haber Bülteni - 8
1) BAKAN KACIR: TÜRKİYE, OTOMOTİV VE MOBİLİTE YATIRIMLARI İÇİN DOĞRU ADRESTİR
SANAYİ ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, "Türkiye, köklü sanayi birikimi, güçlü tedarik ekosistemi, gelişmiş lojistik altyapısı ve geniş pazarlara erişim imkanıyla otomotiv ve mobilite yatırımları için doğru adrestir" dedi.
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Bursa’da bulunan TOFAŞ fabrikasında düzenlenen Doblo (K9) üretim başlangıç törenine katıldı. Bakan Kacır’a; TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabi Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı ve AK Parti Bursa Milletvekili Mustafa Varank, Bursa Valisi Erol Ayyıldız, iş insanı Rahmi Koç, TOFAŞ CEO’su Cengiz Eroldu, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, Stellantis’in Orta Doğu ve Afrika Bölgesi Operasyon Direktörü ve Bölge Başkanı Samir Cherfan, Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba, AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, BTSO Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı ve çok sayıda davetli de eşlik etti. Törende konuşan Bakan Kacır, "Rekabetçi üretim kabiliyetine, özgün teknolojiler geliştirme yetkinliğine ve yetişmiş insan kaynağına dayanan sanayileşme, bir ülkenin kalkınmasının teminatıdır" dedi.
'TÜRKİYE'Yİ PEK ÇOK SEKTÖRDE DÜNYANIN ÜRETİM ÜSSÜ HALİNE GETİRDİK'
Dünyada son yıllarda artan jeopolitik gerilimler ve uluslararası ticarette yükselen korumacılıkla birlikte üretim kabiliyetinin ülkelerin stratejik bağımsızlığına güçlü katkı sunup, küresel ekonomideki konumunu belirlediğini belirten Bakan Kacır, "Bu tablo karşısında son dönemde pek çok ülke, sanayi altyapılarını geliştirmek, kritik teknolojilerde yetkinlik kazanmak ve üretimdeki rekabet avantajlarını korumak için adımlar atmaya başladı. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde tesis ettiğimiz siyasi ve ekonomik istikrarla, planlı sanayileşme modelimizle, Ar-Ge ve yüksek katma değerli üretimi önceleyen politikalarımızla ve nitelikli insan kaynağına yaptığımız yatırımlarla ülkemizi küresel ekonomideki fırtınalara kuvvetli şekilde hazırladık. İmalat sanayisinde katma değerimizi 41 milyar dolardan 250 milyar doların üzerine çıkardık, dünyadaki payımızı ikiye katladık. Türkiye’yi pek çok sektörde Avrupa’nın ve dünyanın üretim üssü haline getirdik" diye konuştu.
‘İHRACATIMIZI 283 MİLYAR DOLARA YÜKSELTTİK’
Dünyanın farklı bölgelerindeki ihracat potansiyelinin yükseldiğini söyleyen Bakan Kacır, "Avrupa’dan Afrika’ya, Orta Doğu’dan Asya’ya dünyanın dört bir yanında kurduğumuz yeni ticaret köprüleri ve çeşitlendirdiğimiz ihracat pazarlarıyla, 2002’de 36 milyar dolar seviyesinde olan yıllık ürün ihracatımızı 283 milyar dolara yükselttik. Türkiye bugün, Çin’den sonra Orta Avrupa’ya kadar uzanan geniş kuşakta ürün ve pazar çeşitliliği bakımından en önde gelen ihracatçı ülkedir. Yatırımı, istihdamı, üretimi ve ihracatı odağımıza aldığımız daha müreffeh ve daha güçlü Türkiye yolculuğumuzda kuşkusuz otomotiv sanayimizin müstesna bir yeri var. Gerek ana sanayide gerekse tedarik zincirinde oluşturduğu katma değer, sağladığı nitelikli istihdam ve ulaştığı ihracat hacmiyle otomotiv sektörümüz, Türk sanayisinin yüz akı olmaya devam ediyor. Emekçilerimizin ve Türkiye’ye inanan, güvenen girişimcilerimizin ortak azmi ve gayretiyle sektörümüz her yıl yeni başarılara imza atıyor" dedi.
'23 YILDA 3 BİN 857 YATIRIMI TEŞVİKLERİMİZLE DESTEKLEDİK'
Otomotiv sektörüne ilişkin de konuşan Bakan Kacır, "Türk otomotiv sanayimizin geçtiğimiz yıl 41,5 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirerek bir önceki yılın rekorunu tazelemesi, bu ortak çabanın ve elde ettiğimiz başarının en somut göstergelerinden biridir. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak sektörün üretim kapasitesini artıracak, teknoloji geliştirme kabiliyetini destekleyecek uygulamaları hayata geçiriyoruz. Nitekim son 23 yılda otomotiv ana ve yan sanayi firmalarının toplam 1,6 trilyon lira yatırım büyüklüğüne sahip 3 bin 857 projesini yatırım teşviklerimizle destekledik. Milli Teknoloji Hamlemiz için kıymetli gördüğümüz çalışmalara uygun koşullarda finansman sağlayan Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi Programımıza, otomotiv sektörü oyuncularımız tarafından gerçekleştirilen toplam 61,6 milyar liralık yatırım büyüklüğüne sahip 7 projeyi dahil ettik. HIT-30 Programımızın elektrikli araç ve batarya üretimine yönelik çağrılarıyla sektörümüzün küresel değer zincirlerindeki konumunu güçlendirecek yatırımlara toplam 9,5 milyar dolarlık destek sunuyoruz. Yenilikçi teknoloji çözümlerinin ülkemizde geliştirilmesi için 202 Ar-Ge ve tasarım merkezi ile teknoparklarımızda faaliyet gösteren 140 firmanın otomotiv alanındaki projelerini destekledik" diye konuştu.
'YENİ BİR DÖNEMİN KAPILARINI ARALIYOR'
TÜBİTAK eliyle otomotiv teknolojilerinde yürütülen 3 bin 278 projeye ve bu alanda araştırma yürüten 3 bin 439 bilim insanı ve gence son 23 yılda toplam 33,82 milyar lira kaynak sağlandığını belirten Bakan kaçır, "İşte bugün de ülkemiz otomotiv sanayisinin yükseliş ivmesini destekleyecek önemli bir yatırım vesilesiyle, 55 yıldır ülkemize üretimle, istihdamla ve ihracatla değer katan TOFAŞ tesislerindeyiz. Bu tesisler, ilklerin ve Türk otomotiv sanayisinin önemli kilometre taşlarının adresi olageldi. 1971’de üretime başlanan efsanevi Murat 124 modeli, Türkiye’de sac karoserli modern otomobil üretiminin miladı oldu, geniş kitlelerin otomobile erişiminin önünü açtı. 2 milyonu aşan üretim ve 1,5 milyona yakın ihracatla 2000’li yılların başarı hikayesinde büyük payı olan Fiat Doblo’nun 2010 yılında üretimine başlanan ve 12 yıl boyunca üretimde kalan ikinci neslinde, TOFAŞ mühendislerinin emekleri ve TÜBİTAK’ın da destekleriyle mühendislik geliştirme süreçleri tamamen TOFAŞ Ar-Ge Merkezi'ne devredildi. Bu da otomotiv sanayimiz için büyük bir kazanım oldu. 300 milyon dolarlık yatırımla hayata geçirilen K9 Projesi, TOFAŞ’ın üretim yolculuğunda yeni bir dönemin kapılarını aralıyor" dedi.
'TÜRKİYE RAKİP DEĞİL, STRATEJİK BİR PAYDAŞ OLARAK GÖRÜLMELİ'
Gümrük Birliği ve serbest ticaret anlaşmalarıyla yatırımcılara engelsiz erişim imkanı sunulduğuna dikkat çeken Kacır, "Türkiye, köklü sanayi birikimi, güçlü tedarik ekosistemi, gelişmiş lojistik altyapısı ve geniş pazarlara erişim imkanıyla otomotiv ve mobilite yatırımları için doğru adrestir. Bakınız, üyesi olduğumuz Gümrük Birliği ve imzaladığımız serbest ticaret anlaşmalarıyla yatırımcılara 1 milyarlık nüfusa engelsiz erişim imkanı sunuyoruz. 86 milyonluk nüfusumuzla geniş bir iç pazara sahibiz. Son 23 yılda gerçekleştirdiğimiz yatırımlarla ülkemizi, pek çok gelişmiş ülkede dahi benzerine rastlanmayan modern ve kapsamlı bir ulaştırma ağıyla buluşturduk. Avrupa Birliği’nin sanayide rekabet gücünü artırmak, stratejik bağımlılıklarını azaltmak ve tedarik zincirlerini daha dayanıklı hale getirmek amacıyla atacağı adımlarda Türkiye’yi rakip değil, stratejik bir paydaş olarak görmesi ve ülkemizin üretim gücünden daha fazla istifade etmesi, Avrupa’nın kendi menfaatleri açısından en doğru tercih olacaktır. Avrupa sanayisiyle her geçen yıl derinleşen üretim ve ticaret ilişkilerimiz, bugün ülkelerimizin ekonomik geleceğini birbirine bağlayan stratejik bir ortaklığa dönüşmüştür" diye konuştu.
'TÜRKİYE'NİN FIRSAT VE İMKANLARINI ÇOĞALTACAĞIZ'
Avrupa’nın küresel rakipleriyle yarışta, inovasyonu hızlandırması ve verimliliği yükseltmesi gerektiğini söyleyen Bakar Kacır "Bunun yolu, Türkiye ile entegrasyonu güçlendirmekten geçer. Bunun yolu, Avrupa’dan yaklaşık 10 yaş daha genç olan Türkiye’nin nitelikli insan kaynağından etkin şekilde yararlanmaktan geçer. Biz bu gerçeği her fırsatta Avrupalı muhataplarımızla paylaşıyor, Avrupa’nın rekabet gücünü artıracak yolun Türkiye ile köklü sanayi, teknoloji ve ticaret ortaklığını daha da derinleştirmekten geçtiğini vurguluyoruz. Umuyoruz ki Avrupalı dostlarımız da Türkiye ile iş birliğinin sunduğu stratejik fırsatları ve uzun vadeli ortak menfaatlerimizi esas alan bir anlayışla hareket edecektir. Biz her durumda Türkiye’de yatırım yapan, istihdam sağlayan, üreten ve ihracat gerçekleştiren müteşebbislerimizin yanında olmaya devam edeceğiz. Sanayicilerimizi asla yalnız bırakmayacağız. Türkiye’nin önündeki imkan ve fırsatları mutlaka çoğaltacağız. Büyüyen pazarlarda yeni ihracat ağları oluşturacağız. Zengezur Koridoru, Kalkınma Yolu ve Kuzey Marmara demir yolu bağlantılarıyla lojistik avantajlarımızı, yenilenebilir enerji ve nükleer yatırımlarıyla enerjideki fırsatları en iyi şekilde değerlendireceğiz. 23 yılda 17 misline çıkardığımız Ar-Ge harcamalarımızı daha da artıracağız. Elektrikli araçlar, sürücüsüz araçlar ve paylaşım ekonomisi devrimlerine Türk otomotiv sanayisini hazırlamaya devam edeceğiz. Geleneksel bileşenlerin katma değerdeki payı azalırken; otonom ve elektrikli araç bileşenleri, yapay zeka, veri bağlantı hizmetleri ile yazılım gibi unsurların paylarının artmakta olduğunun bilinciyle sektörümüzün katma değerini yükseltecek yatırımlara güçlü destek ve teşvikler sunacağız. Yeşil dönüşümü hızlandıracak, araç filomuzun yaşını gençleştirirken emisyonları azaltacağız. Alacağımız tedbirlerle üretimimizi ve filomuzu daha da büyütecek, pazarımızın yılda 2 milyonu aşmasını sağlayacağız" dedi. (DHA)
Görüntü Dökümü
-----------------------
-Bakan Kacır'ın konuşması
-Fabrikadaki programdan genel detaylar
-Üretim bandı önünde protokolün hatıra fotoğrafı çekilmesi
Haber: Memet Can YEŞİLBAŞ Kamera: Kutay SALİ/ Bursa,(DHA)
==================================================
2) GÜLER: ENERJİMİZİ TERÖRE HEBA EDECEĞİMİZ BİR DURUMUMUZUN OLMAMASI GEREKİYOR
TBMM AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin, "Bizim önümüzdeki dönemlerde yine iç enerjimizi heba edeceğimiz teröre bu manada maalesef harcayacağımız bir durumumuzun olmaması gerekiyor. Büyük devlet aklı, devletimizin geçmiş hafızası, birikimi, tecrübesi aslında bunu çözebilir, bunu görüyoruz" dedi.
TBMM AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, Sivas Bilim ve Teknoloji Üniversitesi'ne yeni yapılan Toprak Analiz Laboratuvarı açılışı ile Akademik Yılı Açılış Töreni ve 'İlk Ders Terörsüz Türkiye' programına katıldı. Törende ayıca Sivas Valisi Yılmaz Şimşek, AK Parti Sivas milletvekilleri Rukiye Toy, Sivas Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Kul ve il protokolü katıldı. Saygı duruşunda bulunulması ve ardından İstiklal Marşı'nın okunması ile başlayan programda ilk olarak Toprak Analiz Laboratuvarı'nın açılışı yapıldı. Daha sonra ise Akademik Yılı Açılış Töreni ve İlk Ders Terörsüz Türkiye programına geçildi.
Burada ilk dersi veren Güler, Terörsüz Türkiye sürecinin kolay bir süreç olmadığını belirterek, "50 yıllık bir geçmişte ülkemizde derin acılar yaşatmış, başta Sivas olmak üzere bölge vilayetlerimizde neredeyse her ilçemizde bir şehidin olduğu, şehit ve gazi ailelerimizin yaşadığı, ülkemizde derin acılar yaşatmış, aynı zamanda bu 50 yıllık dönemde büyük ekonomik kayıplar yaşatmış bir sorundan bahsediyoruz. Ekonomik olarak belli uzmanların belirlediği, açıkladığı, tahmin ettiği, ekonomik kayıp büyüklüğü bugüne kadar 2 trilyon dolardan bahsediyoruz. Ülkemizin kaynakları eğitime, sağlığa, altyapıya, ulaşıma, savunma sanayine, başka unsurlara harcanacakken maalesef terörün yaratmış olduğu bu gerilimli ortam ve sorunlardan kaynaklı olarak içerideki enerjimizi maalesef biz farklı bir şekilde kullanacağımız yere, ülkemizin büyümesi, kalkınması, gelişmesi noktasında kullanacağımız yere maalesef 2 trilyon dolarımız heba edildi. Belki bugün rakamsal boyut açısından baktığımızda yüzlerce otoyolun, yüzlerce iller arasındaki yüksek hızlı trenin, barajların, havalimanlarının, limanların, binlerce hastanenin, on binlerce okulumuzun, üniversite kampüsümüzün yapılacağı bu bedeller, bütçe imkanları 50 yıllık dönemde Türkiye’nin iç enerjisini tüketecek şekilde maalesef heba edildi" dedi.
'BU KONUDA KARARLIYIZ'
Terörsüz Türkiye süreci ile birlikte ülkenin ekonomisinin artık teröre heba edilmemesi gerektiğini söyleyen Güler, "Bizim önümüzdeki dönemlerde yine iç enerjimizi heba edeceğimiz teröre bu manada maalesef harcayacağımız bir durumumuzun olmaması gerekiyor. Büyük devlet aklı, devletimizin geçmiş hafızası, birikimi, tecrübesi aslında bunu çözebilir, bunu görüyoruz. Geçmişte birçok girişimler olmuş, 1990’lı, 2000’li yıllar yine AK Parti dönemleri ama maalesef küresel emperyalist merkezlerin, küresel şeytani akılların ülkemiz içindeki müdahalesiyle maalesef bunda geçmiş dönemlerde başarılı olamadık. Ama şimdi Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ve Meclisimizin güçlü katkılarıyla beraber bu konuda kararlıyız. İnşallah da sonuç alacağız. Ülkemizin şuandaki kapasitesi, birikimi, kararlılığı, liderin duruşu, meclisteki siyasi partilerin yaklaşımı inşallah bu noktada biz ciddi ilerleme sağlayacağını düşünüyoruz" diye konuştu.
'TÜM UNSURLARIMIZ CİDDİ BİR ÇABA SARF EDİYOR'
TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilen yeni yasal düzenlemeye değinen Güler, "Kolay bir süreç değil. 5 Ağustos 2025’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde komisyon düzeyinde konuştuğumuz kanun teklifi, tam bir yıl sonra 5 Ağustos 2026’da yine aynı şekilde gündeme getirildi. Kısa zaman içerisinde çok büyük bir destekle, 467 milletvekilinin oyuyla TBMM’de kabul edildi ve şimdi yürürlükte. Cumhurbaşkanı Yardımcımız Cevdet Bey’in başkanlığındaki kurulu tüm kurumlarımız bilgilendiriyor. Milli Savunma Bakanlığımız, İçişleri Bakanlığımız, askerimiz, jandarmamız, tüm unsurlarımız ciddi bir çaba sarf ediyor" diye konuştu. (DHA)
Görüntü Dökümü
-------------------------
-Törenden görüntü
-Abdullah Güler konuşması
-Genel Detay
Haber-Kamera.Eraydın AYTEKİN-Hüsnü Ümit AVCI/SİVAS, (DHA)
==================================================
3) GENELKURMAY BAŞKANI ORGENERAL BAYRAKTAROĞLU, AMASYA VALİLİĞİ'Nİ ZİYARET ETTİ
GENELKURMAY Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Amasya’daki temasları kapsamında Valiliği ziyaret etti.
Bir dizi ziyaretlerde bulunmak üzere Amasya'ya gelen Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Valilik binası önünde Vali Önder Bakan tarafından karşılandı. Valilik Şeref Defteri’ni imzalayan Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, ardından Vali Önder Bakan’ın makamına geçti. Basına kapalı gerçekleştirilen görüşmenin ardından Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, kentteki temas ve çalışmalarına devam etti. (DHA)
Görüntü Dökümü
----------------
-Selçuk Bayraktaroğlu’nun valilik şeref defteri imzalamasından görüntüler
-Genel detaylar
Haber-Kamera : Şerife Serap KARA-AMASYA-DHA
================================
4) GAZİANTEP’TE 2 AYRI KAZADA 4 KİŞİ AĞIR YARALANDI
GAZİANTEP’in İslahiye ilçesinde yaşanan 2 ayrı kazada toplam 4 kişi ağır yaralandı.
İlk kaza, dün saat 19.00 sıralarında, İslahiye ilçesi Haydarkenli Mahallesi’nde meydana geldi. İbrahim B. (62) yönetimindeki 27 ACJ 854 plakalı otomobil, Vahit K.’nin (60) kullandığı 27 AJF plakalı traktörün toprak yüklü römorkuna arkadan çarptı. Sürücü İbrahim B. ile aynı aileden Necla B. (52) ve Şeyda B. (19) ağır yaralandı.
MOTOSİKLETİN SÜRÜCÜSÜ HAFİF TİCARİ ARACIN ÖN CAMINA ÇARPTI
İkinci kaza ise dün saat 20.00 sıralarında, İslahiye Fatih Caddesi’nde meydana geldi. Metin A. (47) yönetimindeki hafif ticari araç ile Mehmet T. (17) idaresindeki 27 BBY 679 plakalı motosiklet çarpıştı. Motosiklet, hafif ticari aracın önüne saplanırken, sürücüsü Mehmet T. ise savrulup aracın ön camına çarparak ağır yaralandı. İhbarla bölgeye sağlık, itfaiye, jandarma ve polis ekipleri sevk edildi. Hatay’ın Hassa ilçesinden sevk edilen itfaiye ekipleri, otomobilde sıkışan yaralıları çıkarıp sağlıkçılara teslim etti. Her 2 kazadaki yaralılar ambulanslarla Hatay’ın Hassa Devlet Hastanesi ile İslahiye Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı.
Kazalara ilişkin soruşturma başlatıldı. (DHA)
Görüntü dökümü
------------------------------
- Kaza alanı
- Kazaya karışan araçlar
-Genel ve detay görüntüler
Haber-Kamera: Kadir ÇELİK-GAZİANTEP-DHA)
========================================
5) ARTVİN'DE CEVİZ HASADI BAŞLADI
ARTVİN’in Yusufeli ilçesinde ceviz hasadı başladı. Üreticiler, olgunlaşan cevizleri uzun çubuklarla dallardan düşürerek geleneksel yöntemlerle topluyor.
Yusufeli ilçesine bağlı Çeltikdüzü köyünde ceviz hasadı başladı. Sabahın erken saatlerinde bahçelerine gelen üreticiler, uzun çubuklarla ağaçların dallarına vurarak olgunlaşan cevizleri yere düşürüyor. Ardından yerden toplanan cevizler, kovalarla çuvallara dolduruluyor. Hasadın ardından bir süre dinlendirilen cevizler, yeşil kabuklarından ayrılarak kurutulmaya bırakılıyor. Kurutma işleminin tamamlanmasıyla cevizler satışa hazır hale getiriliyor. Geleneksel yöntemlerle sürdürülen hasat, köy ekonomisine de katkı sağlıyor.
‘KİLOSU 300 LİRADAN AŞAĞI OLMAZ’
Üreticilerden Sait Kaya, bu yıl ceviz veriminin iyi olduğunu belirterek, “Ceviz hasadı başladı. Kış geldi, cevizlerimizi dallarından döküyoruz. Bu sene bayağı ceviz oldu. Kilosu da 300 liradan aşağıya olmaz. 500’e yakın cevizimiz olacak inşallah” dedi.
‘CEVİZİMİ TOPLADIK, KURUTACAĞIZ’
Ceviz toplamanın zor bir iş olduğunu söyleyen üretici Nazlı Genç ise yaş ilerledikçe hasat mesaisinin güçleştiğini ifade ederek, “Benim için zor iş. Gençken yapardık, şimdi yaşlandık. Cevizimizi topladık, sonra da kurutacağız. Bu bağda ceviz, üzüm, şeftali, elma, her türlü meyve olur. Çocuklarıma da ceviz gönderiyorum. Uğraşıyoruz işte” diye konuştu. (DHA)
Görüntü Dökümü
-----------------------
-Üreticilerden görüntüler
-Toplanan cevizlerden görüntüler
-Üreticilerle röportajlar
Haber-Kamera: Nusret DURUR/ARTVİN,(DHA)
========================================
6) FESTİVAL HEYECANI SÖYLEŞİLERLE BAŞLADI
SİNEMANIN ışığını 63. kez Antalya'ya düşüren Altın Portakal, ilk gününde film ekipleri ve seyircilerin buluşmalarına sahne oldu.
Türkiye'nin sinema şenliği, Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, perdelerini açtıktan sonra festival heyecanı doludizgin başladı. Türk ve dünya sinemasının önde gelen yapımlarıyla bir hafta sürecek maratonda ilk gün, ulusal ve uluslararası yarışma ve özel gösterim programındaki filmlerin ekipleri, seyirci karşısına çıktı.
Açılış gününün özel belgesel gösterimi kapsamında seyirciyle buluşan 'Kameranın Arkasındaki Kadınlar'ın yönetmeni Şeyda Canan, filmin ardından yapım süreci hakkında şu bilgiyi verdi:
"Filmi küçük bir ekiple ama çok büyük destekçilerle yapma şansı buldum. Kadınlardan, erkeklerden, sektördeki herkesten destek gördüm. İlk filmim olmasına rağmen bu kadar büyük bir destek alacağımı gerçekten hiç düşünmemiştim. Bütün yapım stüdyoları bana kapılarını açtı. Büyük oyuncularla çalışan yönetmenler, filmimizde yer alanlar. Yapımcılar, senaristler hep bu isimlerle çalışmış. Her biriyle iki saatte yakın görüşmelerimiz oldu."
FRANSA'DA YÜKSELEN ASİMİLASYON DALGASI
Festivalde pazar gününün ilk buluşmasında Uluslararası Yarışma filmlerinden 'A Turkish Case'in (Bir Türk Meselesi) yönetmeni Hüseyin Aydın Gürsoy, soruları cevapladı. Filmi, kendi yaşadıklarından yola çıkarak oluşturduğunu belirten Gürsoy, 3 yaşındayken gittiği Fransa'da hayatını kolaylaştırmak için adını, bir Fransız adıyla değiştirdiğini ve Türkiye ile Fransa arasında sıkışan bir karakterin hikâyesini anlatmak istediğini söyledi. Bunun yanı sıra bir sistem eleştirisinde bulunmayı da amaçladığını vurgulayan Gürsoy, şöyle konuştu:
"Senaryoyu yazdığımızda bir sistemi eleştirmek istedik. Ve tabii filmde Fransa'daki Türk toplumuna da karşı soru işaretleri getirdiğimiz zaman, bir denge olması açısından, herkesi eleştirmek istedim. En önemlisi de Fransa sistemi ve baş karakterin aslında -ister istemez- kime ve nasıl hizmet ettiğini göstermek istedim. Çünkü hikaye ilerledikçe baş karakterin, elde ettiği ayrıcalıkları kaybetmemek adına her şeye hazır olduğunu görüyoruz. Ve elinden kaydıkça da o da aslında Fransızlar için bir göçmen durumuna düşüyor, ona bir göçmen olarak davranılıyor. Filmin ana konularından biri asimilasyon ve entegrasyon. Sistem bizi asimilasyona doğru çekiyor aslında. Yani Fransa sisteminin, sadece hükümet değil iş dünyasında da, sizden bir asimilasyon beklentisi var. Arap asıllı bir isim taşıyorsanız çok daha az iş imkânınız oluyor. Önümüzdeki 6 ay içinde Fransa'da cumhurbaşkanlığı seçimleri var. Film Fransa'da bu yaz çıktı, 30'a yakın özel gösterim düzenlendi, söyleşiler gerçekleştirdim. Benim için şu önemliydi: Bir göçmen karakterinin beynine giriyoruz ve nasıl bir tecrübe edindiğini görüyoruz. Seyircinin aklında kalmasını istediğim soru şuydu: 'Ben olsam ne yapardım? Göçmenlerin Fransa'da kendilerini evinde hissetmeleri için ne yapabilirim?"
Gürsoy, "Filmde Fransa'da bir Türk'ün konumunu gördük. Türkiye'nin bugünkü toplumsal ve siyasi yapısıyla Türkiye'de Türk olmanın konumu nedir sizce?" şeklindeki bir soruyu da şöyle cevapladı:
"Aslında bana göre filmin Türkiye'yle bir alakası yok. Anlatmak istediğim hikâye, Fransa'daki Türk diasporasının hikâyesi ve benim gözlemlediğim kadarıyla yurt dışındaki Türkler, yani özellikle Fransa'daki Türklerin hayat tecrübesi ile Türkiye'deki Türklerin hayat tecrübesi arasında çok büyük bir fark var. Bu yüzden benim için filmin ana konusu; Fransa'da göçmen olarak nasıl bir tecrübe ediniyoruz, ırkçılığa karşı nasıl bir saf tutuyoruz? Aslında filmin ismi 'Bir Türk Meselesi' ama daha doğrusu bir göçmen meselesi. Söyleşilerde şunu gördüm; Polonya göçmeni olsun başka ülkelerin göçmeni olsun, pek çok insan kendini gördü."
Filmin müziklerine dair bir soru üzerine ise yönetmen, müziklerde de iki kültürü temsil etmeye çalıştıklarını dile getirerek, "Emrah Kaptan isimli bir müzisyenle çalıştım; o da Fransa'da büyüyen bir Türk göçmen. Bizim için önemli olan iki enstrümanın diyaloğuydu; biri, Fransız tarafı simgeleyen gitar, biri de Türk kimliğini simgeleyen saz" diye konuştu.
BİR AİDİYET VE BABA-KIZ HİKÂYESİ
'Sevda' filminin gösteriminin ardından yönetmen Ufuk Emiroğlu ile oyuncular Tülin Özen, Mert Fırat, Ercan Kesal, Süreyya Kilimci Köse, Fatma Zehra Durgut, yapımcılar Ersan Çongar, Cihan Aslı Filiz ve sanat yönetmenleri Meral Efe Yurtseven ile Yunus Emre Yurtseven, soruları cevapladı. Kentsel dönüşüm sürecini kişisel hafızayla paralel işleyen film hakkında yönetmen Ufuk Emiroğlu, şunları söyledi:
"Daha önceki filmimi yaparken anne ve babamın anlattığı şeyleri bilmeseydim kim olurdum, diye düşünmeye başladım. Bu soruyla başladı. Senaryoyu yazarken İstanbul'da sık sık gidiyordum. Fikirtepe Mahallesi'nin değişmesini, böyle mahalleleri, bu binaların yapılmasını senelerce takip ettim."
Senaryo aşamasına da katılmış olan oyuncu Ercan Kesal da kendi bakış açısından filmi şöyle yorumladı:
"Yıllar önce 'Dokumentalist' diye bir belgesel festivali vardı. Ufuk, 'Babam Devrim ve Ben' filmiyle En İyi Film ödülünü aldı. Ben de jürideydim, tanışıklığımız öyle başladı. Sonra dostluğumuz devam etti ve bu filmi beraber yapmayı teklif etti. Filmler insanın içindeki karışıklıktan doğar. Benim de içimde hep karışıklık var ve umarım hiç bitmez bu karışıklık, devam eder. Filmin yaslandığı duygunun; sürgün olma, tutunamama, bir yere ait olamama meselesi olduğunu düşünüyorum. Bir renk olarak tarif edilirse eğer sürgün renginin ne siyah ne beyaz; gri olduğunu söyleyebiliriz ve gri rengi insanın içini ürpertir hakikaten. Filmdeki sürgünlerden biri de Sevda'nın annesi. Ben 59 doğumluyum, benim kuşağım, 80 darbesini yaşayan bir kuşak. O yüzden Ufuk'un annesinin, babasının yaşadıklarıyla hemhâlım. Türkiye'de iç göçün hala devam ettiğini düşünüyorum. Bu da bir yere sahip olamamak, bir yerde tutunamamak halini getiriyor. Şu salonda birçoğunun kendi şahsi tariflerinde en az 8-10 kez adres değişikliği vardır. Sevda da böyle bir hikaye; dönüşüme, değişime direnemeyen bir kadın hikayesi, bir taraftan da bir baba- kız hikayesi."
Altın Portakal, 25 Ekim Pazar günü Ulusal Yarışma filmlerinden de ikisini ağırladı. Bunlardan ilki; Biket İlhan imzalı 'Tatlı Maya'ydı. Yönetmenle birlikte senarist- yapımcı Nihan Belgin, oyuncular Ayça Bingöl, Emre Altuğ, Cansu Tosun, Suna Yıldızoğlu, Erdem Ergüney, Fatih Serdar Yılmaz, sanat yönetmeni Natali Yeres ve ortak yapımcı Yalçın Akyıldız da söyleşi için gösterimin ardından sinemaseverle bir araya geldi.
Yönetmen Biket İlhan, birbirinden farklı üç kadının öyküsünü konu alan film için, "Benim gençlik dönemlerimde güzel mahallelerde güzel ilişkiler yaşadık. O zamanların özlemiyle bu filmi yapmak istedim. Farklı kültürlerden, tarihlerden, dillerden, dinlerden gelen üç kadın var filmde. Ve üçü ne kadar güzel mücadele veriyor; buna çok ihtiyacımız var" diye konuştu.
Oyuncu Ayça Bingöl de yönetmenle aynı noktaya temas ederek, "Bu filmde olmak istememin en büyük sebebi, Biket Hanım'dı. Türkiye tarihindeki, sinemadaki yeri, önemi ve yaptıklarıyla kişisel kariyerimde onunla bir yolculuğa çıkmak istedim. Ve bu yolculuğu da harika bir kadın dayanışma senaryosuyla taçlandırdık. Ayrımcılığın ve nefretin bu kadar körüklendiği bir süreçte barış ve birlik içinde olmak için çabalayan kadınlarla bir arada bu işi yaptığım için çok mutluyum" dedi.
Cansu Tosun da senaryodaki 'dayanışma' vurgusu üzerine projede yer almak istediğini dile getirerek, "Öteki olma, dışlanma hissi olduğu zaman bir insanın neler yaşadığını çok net vurgulayabildiği için ve o kadın dayanışmasının ne kadar güçlü yazıldığını görünce bu filmin bir parçası olmak istedim. Hikâyemiz aslında karşı tarafa el uzattığımızda sadece onun hayatını değiştirip dönüştürmediğimizi, aynı zamanda kendi hayatımızda da birçok şeyin değiştiğini, dönüştüğünü ve geliştiğini anlatıyor" diye konuştu.
ALTUĞ: BİKET İLHAN'IN ADINI DUYUNCA 'İNŞALLAH SENARYOYU ÇOK SEVERİM' DİYE DUA ETTİM
Müzisyen kimliğiyle de tanınan, filmin oyuncularından Emre Altuğ ise rol teklifini aldığı anı, esprili bir dille paylaştı. Altuğ, "Tabii ki hepimizin ortak noktası, Biket İlhan. Senaryoyu bana göndereceklerini söyledikleri zaman Biket İlhan'ın adını duyunca 'Allah'ım inşallah çok severim senaryoyu' diye dua ettim ve senaryoyu da çok sevdim" dedi. Altuğ, filmde üstlendiği 'anlatıcı' rolü hakkında da şunları söyledi:
"Anlatıcı olması da beni çok cezbetmişti. Bu kadar ayakları yere basan, bu kadar bilge ve hayatı daha iyi okuyan bir adamın yine de her şeye rağmen umudunu kaybetmeden hiçbir şekilde gerçeklerle uyuşmayacak şekilde gölde kaybolan oğlunu beklemesi müthiş bir tezat bence. Aslında bu, insanın kafasında şöyle bir soru oluşturmuyor değil; Evet, ya çıkagelirse? Onun için umut hiçbir zaman kaybedilmemeli, diye düşünüyorum. Bir de kötü insanlarla ilgili bir şey söylemek isterim; Erdem çok güzel oynamış, pislik herif. Erdem benim okuldan arkadaşım, onun için rahat konuşabilirim. O da mesela hiç abartıya girmeden oynamış rolünü ama yeteri kadar nefret ettik, değil mi?"
"Film hepimizin sıkıştırılmış bir hayat içinde yaşadığımızı ve bazı kötü insanların da olduğunu ifade ediyor; o da bana düştü" diyen oyuncu Erdem Ergüney ise setteki 'Yeşilçam havası'na dikkati çekti. Ergüney, "Biket Hanım'la çalışmak çok değerli ama bir Yeşilçam havası da oluştu, değil mi? Yönetmenimizin yanı sıra bizden çok daha tecrübeli oyuncu ablalarımız var aynı zamanda genç arkadaşlarımız var; iyi bir harmoni olduğunu düşünüyorum. Aslında birbirinden farklı karakterlerin farklı yaşlarda olması, aynı hedefte birleşebileceğimizi gösteriyor. Sadece 'Geçmişte öyleyi, şimdi değil' deyip bazı hikâyelere takılıyoruz ama eğer daha akılcı düşünebilirsek, kadınların bakış açısına erişebilirsek aynı türden bir hayat yaşadığımızı idrak edebiliriz" diye konuştu.
SUNA YILDIZOĞLU: SOSYAL MEDYA ÇIKANA KADAR TÜRKİYE'DE SADECE SEVGİ GÖRDÜM
Tecrübeli oyuncu Suna Yıldızoğlu ise filmdeki 'kötülük' kavramına, sosyal medyanın kullanımı üzerinden kendi hayatını örnekleyerek değindi. Yıldızoğlu,
"1974'te Türkiye'ye geldim ve bu sosyal medya çıkıncaya kadar ben sadece ve sadece sevgi gördüm. Şimdi İngiliz olarak konuşacağım, 52 sene sonra biraz zor oluyor ama Türklerdeki misafirperverliği, insanı olduğu şekilde kabul etmeyi ben hiçbir yerde görmedim. Çok farklı ülkelerde yaşadım Avustralya'da, İngiltere'de, Fransa'da, İspanya'da. Bunu hiçbir yerde görmedim. Fakat son senelerde sosyal medyada görmeye başladım. Bu insanlar da hakikaten kötüler, kötü ruhlu insanlar. Kendilerine bir alan bulmuşlar ve bu alan, bizi umutsuz yapıyor. Dün korteje çıktık ve ben eski, sevdiğim Türkiye'yi gördüm" dedi.
'SIĞINMA, SAHİP OLMA VE AİT OLMA'
Günün ikinci Ulusal Yarışma söyleşisi, Ragıp Türk'ün yazıp yönettiği 'Taş ve Tüy' filmine aitti. Gösterimin ardından senarist- yönetmen Ragıp Türk, oyuncular Duygu Aktoprak, Melda Tuzluca, Özgür Meriç, Ersen Karagöz, Tuğba Kürükoğlu, Deniz Tekeroğlu, görüntü yönetmeni Emre Pekçakır, sanat yönetmeni Levent Uçma, yapımcı İris Tahhuşoğlu ve uygulayıcı yapımcı Alican Bektaş Katılmış, soruları cevapladı.
Hapisten çıktıktan sonra oğlunu, sosyal hizmetlerden geri alabilmek için uğraşan 'Nazire' karakterinin hikâyesini ele alan film için "Çağın tanığı olmasını istedim" diyen yönetmen Ragıp Türk, şunları söyledi:
"Aslına bakarsanız gündelik hayatta hepimizin yaşadığı şeylere, çağa tanık olmasını istediğim bir film yapmak istedim. Temelde barınma sorunu var, tekinsiz bir atmosfer var ve doğruyu yapmak için sistem tarafından suç işlemeye sürüklenen insanlar var."
Oyuncu Melda Tuzluca, filmde kendisini etkileyen temel noktayı, "Hangi sosyo-ekonomik seviyeden gelirsek gelelim, hepimizin üstüne yıkılan dertler ve birçok başka etkenle birlikte bir hayat mücadelesi vermek" diye açıkladı.
"Hikâye, çok temel ihtiyaçları gözümüzün önüne getirdiği için beni çok çekti" diyen oyuncu Tuğba Kürükoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Sığınma, sahip olma ve ait olma; bu eksende dönüyor hikâye. Ve üçü de çok insani kavramlar. Bunlar eksik olduğunda bunları nasıl tamamlarız, bu tamamlanma yolculuğunu nasıl yaparız, hayatta karşımıza çıkan engellerde bunları nasıl aşabiliriz, sorularının cevabını vermeye çalışıyor film."
Oyuncu Özgür Meriç de filmle birlikte pek çok sorunun gündeme geldiğini belirterek, "Filmi çekerken hep 'Devlet şu kıza bir babalık yapamıyor mu ya? Hayat sana bir şans vermemiş, kızım biz sana bir şans verelim, diyemiyor mu' diye sordum. Aslında karakterlerin hepsi birbirine benziyor; hepsi çaresiz ve çaresizlikle bir şekilde istediği şeyi almaya çalışıyor. Burada suçlu kim? Ben de bunları soruyorum" diye konuştu.
Filmde 'Nazan' karakterini canlandıran ve filmin yapımcılığını da üstlenen Duygu Aktoprak da anne olmanın, karaktere bakışını değiştirdiğini şu sözlerle dile getirdi:
"Projenin başından beri içinde olduğum için Nazan karakterini aslında çok uzak hissetmedim. Ama sonra kızım oldu, şimdi 1 yaşında; şimdi Nazan'ın duygularını daha iyi anladım."
'PEK ÇOK ERKEK OYUNCU, TANER BİRSEL'İN OYNADIĞI ROLÜ KABUL ETMEDİ'
Günün son söyleşisi; AKM Perge Salonu'nda Ulusal Özel Gösterim kapsamında seyirciyle buluşan 'Çekmeceler' filminindi. Söyleşiye; yönetmenler Mehmet Binay ve Caner Alper ile bu yılın Onur Ödülü sahibi de olan, usta oyuncu Tilbe Saran katıldı.
Filmin, yakın bir arkadaşlarının hikayesinden yola çıkarak yazıldığını belirten yönetmen Mehmet Binay, uzun çalışma sürecinde senaryonun 13 versiyonunun yazıldığını söyledi. Caner Alper ise filmin, psikiyatri kongresinde gösterildiğini ve uzmanların, "Bütün Borderline çocuk sahibi ebeveynlere referans olarak izletiyoruz" dediklerini aktardı. "Koklaya koklaya bu karaktere ulaştık" diyen Alper, özellikle baba rolündeki Taner Birsel'i tebrik etmek istediğini söyledi. Alper, "Pek çok erkek oyuncuyla bir araya geldik; kabul etmediler o rolü. Taner Birsel olağanüstü bence. Filmde son derece janti, hoş, kibar, herkesin, gıyabında 'Ne iyi insan' diye konuştuğu ama içeride müthiş sanrıları, sıkıntıları olan hasta bir karakteri ve etrafındaki herkesi hastalandıran narsist bir ebeveyni oynamak kolay değil" dedi.
Tilbe Saran da Alper'in sözlerini destekleyerek, "Gerçekten zor bir filmmiş. Ece çok büyük yük taşımış filmde" diye konuştu ve şöyle devam etti:
"Aslında erkek dünyasının baskısı diyeceğim. Hani 'sürüne sürüne erkek olmak'; Pınar Selek'e selam olsun, sanki onun izdüşümleri var. Bugün bu filmi tekrar izlediğimde eril bir dünyanın bir erkeğin üzerindeki baskısı ve onun, tüm dünyaya olan baskısı ve çok ağır bedeller hissettim."
Saran, yönetmenlerle önceki projelerinde de birlikte çalışmaları hakkında ise şunları söyledi:
"Ateş sizden, un sizden, su sizden; ben de meraklı olduğum için herhalde karışmaya, bulaşıyorum. Ama bence sinemanın, tiyatronun, sanatın en güzel tarafı bu; bu iş böyle birlikte yapıldığı zaman sahiden lezzetleniyor ve zenginleşiyor. Tabii ki Caner yazdı, Mehmet'le birlikte çok uzun çalışıldı ama o provalarda herkesin alnının teri var, emeği var. Doğaçlamalarda hiç aklımıza gelmeyen, önceden tasarlamadığımız yerlere ulaşıldı, sonra vazgeçildi, o fazla- bu eksik, dendi. Sahiden koca bir ordunun emeği var. Herkesin alçakgönüllülükle ve büyük bir gönül koyarak çalıştığı işler ve bu da sonucu çok kıymetli yapıyor." (DHA)
Görüntü Dökümü
--------------
-Altın Portakal Film Festivali detay
-Sanatçılardan genel detay görüntüler
-Ziyaretçilerinde detaylar
-Söyleşilerden detay
Haber- Kamera: ANTALYA, (DHA)
========================================

