
İrem Çağla ZİNCİRLİ-Emir Efe BENLİOĞLU/SAKARYA,(DHA)- ULUSLARARASI Ekonomi Zirvesi‘nde (UEZ) konuşan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Savaşın getirdiği yıkım ve bunun rehabilitasyonu biraz zaman alacak. Bugün ateşkes devam etse dahi etkileri hissedilecek. Jeopolitik olarak da ne bölge ne dünya eskisine dönmeyecek. Büyük kırılmaların olduğu bir dönemdeyiz. Sadece ticaret savaşları değil, sadece demografik yapıdaki bozukluklar ve bunu getirdiği riskler değil, sadece iklim krizi değil, aslında birçok boyutuyla zorlu bir dönem yaşadığımız için dünyada büyük kırılmalar yaşanıyor. Savaşlar aslında canavarlar dönemini yansıtıyor. Yeni bir dünya düzeni kurulanana kadar umarım ABD ve Çin bir uzlaşmaya varır. Savaşların diğer şoklara oranla çok daha kalıcı, çok daha büyük sonuçlar doğurduğunu gösteriyor. Türkiye’nin dayanıklı olduğuna inanıyoruz. Bunu da geçen sene ispatladık. Bu sene de ispatlayacağız" dedi.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek bu yılki teması ‘Büyük Dönüşüm: Dayanıklı ve Sürdürülebilir Bir Küresel Sisteme Geçişin Pusulası’ olarak belirlenen ve Sapanca’da düzenlenen Uluslararası Ekonomi Zirvesi’ne katıldı. Zirvede konuşan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Geçmişe oranla baktığınız zaman bugünkü savaşın enerji piyasalarına etkisi çok büyük. Çünkü Hürmüz Boğazı çok kritik bir geçiş noktası. Dolayısıyla biz bu şokun büyüklüğünün farkındayız. Nitekim geçmiş benzer savaş ve şoklarla karşılaştırdığımızda petrol fiyatlarındaki artışın oldukça yüksek olduğunu görebilirsiniz. Kırılgan bir ateşkes var. Ama piyasalar bu kırılganlığı biraz olsun yansıtıyor. Burada etkiler önemli. Ateşkes sürse dahi maalesef küresel ekonomi ve Türkiye açısından da bir miktar tahribat söz konusu. Enflasyon beklentileri daha kötü, finansal koşullar daha sıkışık, özellikle tedarik zincirlerindeki kırılmalar daha orta vadeli sorunları beraberinde getirecek. Bunun farkındayız” diye konuştu.
'TÜRKİYE'NİN DAYANIKLI OLDUĞUNA İNANIYORUZ'
Şimşek, “Burada özellikle savaşın getirdiği yıkım ve bunun rehabilitasyonu biraz zaman alacak. Bugün ateşkes devam etse dahi etkileri hissedilecek. Jeopolitik olarak da ne bölge ne dünya eskisine dönmeyecek. Büyük kırılmaların olduğu bir dönemdeyiz. Sadece ticaret savaşları değil, sadece demografik yapıdaki bozukluklar ve bunu getirdiği riskler değil, sadece iklim krizi değil, aslında birçok boyutuyla zorlu bir dönem yaşadığımız için dünyada büyük kırılmalar yaşanıyor. Savaşlar aslında canavarlar dönemini yansıtıyor. Yeni bir dünya düzeni kurulanana kadar umarım ABD ve Çin bir uzlaşmaya varır. Savaşların diğer şoklara oranla çok daha kalıcı, çok daha büyük sonuçlar doğurduğunu gösteriyor. Türkiye’nin dayanıklı olduğuna inanıyoruz. Bunu da geçen sene ispatladık. Bu sene de ispatlayacağız. 2025’de hem içeride hem dışarıda çok önemli şoklarla karşı karşıya kaldık. Özellikle geçen sene ticaret savaşlarının yarattığı hareketlilik gibi. Daha önemlisi 12 günlük savaş ve geçen sene önemli bir kuraklıkta yaşadık. Tüm bunlar geçen senenin önemli gündem maddeleriydi. Ama biz geçen seneki şokları programda çok önemli kayıplar yaşamadan atlattık. Tabiri caizse program kendisini kanıtladı” dedi.
‘2023 ORTASINDAN BU YANA UYGULADIĞIMIZ PROGRAM TÜRKİYE’NİN DAYANAKLIĞINI ARTTIRDI’
Şimşek, “2023 ortasından bu yana uyguladığımız program Türkiye’nin dayanaklığını arttırdı. Bu seneki şu anda içinden geçtiğimiz sıkıntılı dönemi en az zararlar atlatabilecek miyiz? Geçen derginin grafiklerini gördüm. Ülkeleri iki ayrı kategoride sınıflandırmış: kimler dayanıklı, kimler şoklara daha çok açık, maruz kalabilir diye. Burada Türkiye dengesizliklerin düşük olduğu hem de Orta Doğu’daki savaşa nispeten enerji anlamında söylüyorum o bölgeyle fazla bağlantımızın olmadığını gösteriyor. Türkiye göreceli olarak daya dayanıklılık arz edecek ülke. Bizim Orta Doğu’ya özellikle Hürmüz Boğazı’nı kullanan tedarikçilere olan enerjide bağımlılığımız nerdeyse yok denecek kadar az. Doğalgaz İran’dan bir miktar ithalatımız var ama o boru hatlarıyla olduğu için etkilenmedi” dedi.
‘PETROLDE NEREDEYSE BAĞIMLILIĞIMIZ YOK’
Şimşek, “Petrolde neredeyse bağımlılığımız yok. Bu önemli çünkü eğer bu savaş uzarsa birçok ülkede enerji arz güvenliği sorunu yaşanacağı için bu sadece doğalgaz, petrol değil bütün türevlerini de etkiliyor. Türkiye’nin burada avantajı olur. Çünkü Türkiye az oranda o bölge bağımlı. Bizim dayanıklılığımızın en önemli kaynağı maliye politikasının geçmişe oranla bugünde sağlam bir yapıda olması. 2023’de büyük bir deprem yaşadık. Diğer birtakım konular vardı. EYT gibi. Ona rağmen biz bütçe açığını milli gelire oranla yüzde 3’ün altına düşürdük. Covid, Rusya – Ukrayna savasında olduğu gibi bizim bütçe açığımız ve borcun milli gelire oranı düşük. Bu da bize politikada manevra alanı tanıyor. Bu da bizim bu şoklara daha güçlü tepki vermemizi sağlıyor. Bizim makroekonomik şoklara olan dayanıklılığımız yüksek. Reel kurda önemli bir şok yaşansa bile, faizlerde önemli bir artış yaşansa bile bugün itibariyle bütün bu şokları birlikte yaşasak bile Türkiye’nin kamu borcunun milli gelire oranı bu şoklara hassasiyeti geçmişe göre çok daha düşük. Burada dış açık önemli bir konu” ifadelerini kullandı.
Şimşek sözlerine şöyle devam etti:
“Petrol fiyatlarındaki yükseliş önemli ölçüde cari açığa yansıyacak., ticaretimizi etkileyecek, turizmi etkileyecek. Bizim gibi petrol ithal eden ülkelere en büyük kaygı ödemeler dengesi bağlamında cari açıktır. Başlangıç noktasında cari açığımız rahat bir şekilde yönetilebilir şekildeydi. Bizim açıktaki artışa rağmen brüt dış finansman ihtiyacımız geçmişi oldukça altında olacak burada savaşın etkisini de yansıttık. Türkiye’de toplam borçluluğa bakarsak yani hane halkının, özel sektörün toplam borçluluğu geçmişe oranla da düşük. O nedenle de biz o şoku en az zararla atlatabileceğiz.”
‘BORSA İSTANBUL GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELER ENDEKSİNE GÖRE İYİ BİR PERFORMANS GÖSTERDİ’
Şimşek, “Bankacılık sektörünün sermeye yeterliliğine bakarsak özellikle problemli krediler boyutuyla baktığımızda oldukça rahat bir noktadayız. Sermaye yeterlilik oranı yüzde 17 civarı. Bizim problemli kredilerin, toplam kredilere oranı yüzde 2.6 oldukça makul bir düzeyde. Karlılıkta son yıllarda bankacılıkta bir sorun yaşandı. Ama orada da toparlanma süreci başlamıştı. Borsa İstanbul gelişmekte olan ülkeler endeksine göre daha iyi bir performans gösterdi. Bu yılın başını esas alırsak, bizde göreceli bir performans söz konusu. Benzer geçmişte savaş durumlarına bakarsanız döviz talebinin çok yüksek olduğunu görürsünüz. Yani vatandaşlarımızın dövize ilgisi oldukça yüksek olurdu. Bu defa çok mütevazi o da yüzde 90 oranında altın fiyatları düştüğü için vatandaşlarımızın altın talebini yansıtıyor. Bugün bir çalışma okudum. Bir tahmine göre vatandaşlarımızın yastık altındaki altın oranı 640 milyar doları civarı tahmin ediliyor. Bu sistemde olsa sistemin kırılganlığı çok daha az olurdu” diye konuştu.
‘BİZİM İÇİN EN BÜYÜK MÜCADELE HAYAT PAHALILIĞIYLA MÜCADELE’
Şimşek, “Geçen sene yasadığımız iç ve dış gerilimlerin sonucunca ciddi bir döviz çıkışı söz konusuydu. Yani yurt dışı yerleşikler Türkiye’den 40 milyon dolar civarı bir çıkış yapmışlardı. Bu sene savaşın uzamasına rağmen sınırlı oldu. Biz geçen sene verdiğimiz doğru tepkilerle bu kaygıları azalttık demek. Piyasanın işleyişini önceliklindendik. İlk günden piyasanın sağlıklı bir şekilde işlemesi için gerekeni yapacağız. Programın rayından çıkmasını engelleyeceğiz. Bizim için en büyük öncelik hayat pahalılığıyla mücadele” ifadelerini kullandı.
Şimşek, “Bizim orta vadeli programa göre enflasyon yaklaşık 3 puan daha yüksek seyredebilir. Bu dolaylı ve doğrudan etkileri içeriyor. Bizim orta vadeli programda petrol öngörümüz 65 dolardı. 80 dolar demek 15 dolarlık etki demek. Özetle çerçeveyi öyle oturtalım. Cari açığı yüzde 1.5 altında öngörüyorduk, şimdi yaklaşık 1 puan kadar yükselebilir. Bunu da yönetilebilir görüyoruz. Büyümeyi yüzde 4 civarı öngörüyorduk, şimdi belki yarım puan daha düşük olabilir. Bütün bu etkiler yönetilebilir. Enflasyon yüzde 65’lerden yüzde 30 civarına kadar düştü. Bizim öngörümüz yüzde 20 altındaydı bu sene için. Savaşla birlikte piyasalar beklentilerini yüzde 25’ kadar çıkarmış durumda. Piyasa enflasyonu yüzde 25 civarında görüyor” dedi.
PHİLİP HAMMOND: ABD, ÇİN'İN EKONOMİK BİR OYUNCU OLARAK GÜCÜNÜ TANIMADIĞI İÇİN ÇOK PİŞMAN OLDU
Birleşik Krallık Eski Dışişleri ve Maliye Bakanı Lord Philip Hammond ise “Jeopolitik Parçalanma Çağında Global Ekonominin Geleceği” başlıklı konuşmasında; yapay zekâ destekli teknolojiler, demografik dönüşüm ve iklim değişikliğiyle bağlantılı enerji güvenliği gibi başlıkların küresel gündemi belirlemeyi sürdürdüğünü vurguladı.
Teknolojik dönüşümün küresel güç dengelerini yeniden şekillendirdiğine dikkati çeken Hammond, 2015 yılına atıfta bulunarak şu değerlendirmeyi yaptı:
“2015 yılında ben mesela bireysel olarak şuna şahit oldum. ABD, Çin'in ekonomik bir oyuncu olarak gücünü tanımadığı için çok pişman oldu. Çünkü gerçekten bu çok çok büyük, önemli sonuçları olacak bir stratejik hataydı. Özellikle de daha sofistike teknolojilere erişim açısından…Bu konuda bir pişmanlık yaşadılar. Ama maalesef çok geç olmuştu. Çünkü Çin dünyanın en önemli teknoloji merkezlerinden ve kuvvet merkezlerinden biri oldu.”
Philip Hammond, Ukrayna savaşı sonrasında Avrupa’nın yalnızca karbonsuzlaşma hedefleriyle değil aynı zamanda yüksek enerji maliyetleri ve rekabet kaybı riskiyle de karşı karşıya kaldığını kaydetti.
Avrupa’nın 2050 net sıfır hedeflerine ulaşmasına şüphe ile yaklaştığını belirten Hammond, “Çünkü burada gerçekten çok görünür olmayan bir takım beklenmedik etkiler olacak. Ve bu etkiler nedeniyle de bazı fırsatlar gözden kaçmış olacak. Kısa vadede beklenen pozitif etkiler gerçekleşmedi. Rekabetçilik perspektifinden bakıldığında, birçok ülkenin karbonsuzlaşma hedeflerine yaklaşmakta dahi zorlanacağını düşünüyorum” dedi.
Küresel ekonominin yeniden şekillendiğini ifade eden Hammond, son dönemdeki küresek gelişmelerin özellikle enerji güvenliği üzerinde yıkıcı etkiler yarattığını ve mevcut ekonomik trendleri doğrudan etkilediğini sözlerine ekledi.
JEOPOLİTİK GELİŞMELER BELİRLEYİCİ OLUYOR
RePie Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Dr. M. Emre Çamlıbel, açılışta yaptığı konuşmada jeopolitik gelişmelere dikkat çekti. Çamlıbel, “Ekonomi ve iş hayatında atabileceğimiz adımlar, alabileceğimiz kararlar ve bu kararların etkileri giderek daha fazla bu sınırın içinde şekilleniyor. Küresel enflasyon, altın fiyatları, döviz pariteleri, petrol fiyatları ve tedarik zincirleri; artık büyük ölçüde jeopolitik, uluslararası ve askeri gelişmeler tarafından belirleniyor” dedi.
Orta ve uzun vadede Türkiye adına olumlu bir tablo olduğunu dile getiren Çamlıbel, sözlerine şöyle devam etti:
“Ancak kısa vadede karşı karşıya olduğumuz dalgalanmalarla nasıl mücadele edeceğimiz en kritik sorulardan biri olarak öne çıkıyor. Bu belirsizlik ortamında şirketler de stratejilerini ve süreçlerini yeniden şekillendiriyor. Gündemlerine üç temel kavramı almış durumdalar: Dayanıklılık, risk azaltma ve çeşitlendirme. Amaç, belirsizlikleri yönetebilmek ve sürprizlere karşı hazırlıklı olmak. Ben de bu zirvede yer alan değerli konuşmacıların ve oturumların, tam da bu çerçevede yol gösterici öngörüler sunmasını bekliyorum. Elbette yalnızca jeopolitik cam tavanı değil, onun altındaki oyun alanımızı da konuşmalıyız. Yapay zekâ, dijitalleşme, sürdürülebilirlik, dayanıklılık, değişen küresel dengeler ve start-up ekosistemi gibi başlıklarda yapılacak tartışmaları da büyük bir heyecanla takip ediyorum.”
‘GELECEĞE DAİR YÖN BELİRLEYECEK LİDERLER BİR ARADA’
UEZ 2026’nın açılış konuşmasını yapan Capital&Ekonomist&StartUp Dergileri Yayın Direktörü Sedef Seçkin Büyük, bu yılki zirveyi dünya çapında yaşanan büyük kırılmayı birlikte analiz edebilecek bir kurguyla tasarladıklarını belirtti. “Geleceğe dair yönümüzü belirlememize katkı sağlayacak değerli fikir liderlerini bir araya getirdik” diyen Büyük, dünya ekonomisinin artık öngörülebilir ve sürdürülebilir bir yapı olmaktan hızla uzaklaştığını vurguladı. Sedef Seçkin Büyük, şunları söyledi:
“Jeopolitik fay hatları derinleşiyor, ticaret blokları sertleşiyor. Dünyanın en güçlü ülkeleri arasındaki teknoloji rekabeti stratejik bir mücadeleye dönüşüyor. Bu yeni düzende büyüme ve kârlılık artık temel parametreler olarak yeterli değil. Dayanıklılık, sürdürülebilirlik ve stratejik konumlanma belirleyici hale geliyor. Bu nedenle UEZ 2026’nın ana temasını ‘Büyük Dönüşüm: Dayanıklı ve Sürdürülebilir Bir Küresel Sisteme Geçişin Pusulası’ olarak belirledik. Çünkü artık mesele değişimin olup olmayacağı değil; bu değişimin kim tarafından, nasıl ve hangi kurallarla yönetileceği. Bugün küresel ekonomi yalnızca piyasa dinamikleriyle şekillenmiyor. Siyasi kararlar; sosyal hayatın, iş dünyasının ve ticaretin kurallarını doğrudan yeniden yazıyor. Artık mesele sadece değişime uyum sağlamak değil. Mesele, belirsizliği yönetmek ve yön tayin edebilmek. UEZ 2026 bu nedenle bir konferans olmanın ötesinde; derinlikli bir fikir ve yön belirleme platformudur. Burada ortaya konacak fikirler ve öneriler, yalnızca bugünü değil, önümüzdeki on yılın ekonomik mimarisini de şekillendirecek.”

