
İrem Çağla ZİNCİRLİ-Emir Efe BENLİOĞLU/SAKARYA, (DHA)- ULUSLARARASI Ekonomi Zirvesi (UEZ 2026) ikinci gün açılışında konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, “Bölgesel olarak baktığımızda Asya’nın küresel ticaretteki payının artmakta olduğunu Avrupa’nın ve Kuzey Amerika’nın küresel ticaretteki payının da ciddi şekilde azaltmakta olduğunu hatırlayabiliriz. Aslında küresel ekonominin ağırlık merkezinin bir miktar Kuzey’den Güney’e ama çok daha fazla Batı’dan Doğu’ya kaymakta olduğunu gösteriyor. Türkiye’yi biz bütün bu yeni denklemde bulunduğumuz konumun da getirdiği avantajları dikkate alarak küresel ticaretin merkez ülkelerinden biri olarak görüyoruz. Önümüzdeki dönemde gelecek 25 yılda dünya ekonomisinde hangi bölgelerin daha fazla pay sahibi olacağına baktığımızda Türkiye’nin önünde gerek ticaret bağlantıları gerek enerji bağlantıları gerek üretim ve teknolojik kabiliyetleriyle yeni fırsat pencerelerin açılmakta olduğunu değerlendiriyoruz” dedi.
Bu yıl 15’incisi gerçekleştirilen Uluslararası Ekonomi Zirvesi ikinci gününde devam ediyor. ‘Büyük Dönüşüm: Dayanıklı ve Sürdürülebilir Bir Küresel Sisteme Geçişin Pusulası’ temasıyla gerçekleşen zirvenin ikinci gününe Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır katıldı. Zirvede konuşan Kacır, “Dünyada özellikle son dönemde hem ekonomik düzende hem siyasal düzende büyük dönüşümlerin yaşanmakta olduğunu müşahede ediyoruz. 80 yıldır küresel düzenin ana parametreleri olarak kabul edilen birçok unsur görünen o ki önümüzdeki dönemde geçerliliğini yitirecek. Küreselleşme, serbest ticaret, liberal ekonomi yaklaşımları yerini korumacılığa, yerinde üretime, yerel üretime, dostlardan tedarike ve nihayetinde yeni bir düzene bırakıyor. Bunun arka planında son 25 yılda dünya ekonomisinde değişen dengeler olduğunu ifade edebiliriz. 25 yıl öncesine döndüğümüzde Çin’in dünya ekonomisindeki ağırlığı bugünküyle kıyaslandığında çok daha mütevazi bir seviyedeydi. Fakat Çin yılda ortalama yüzde 8 buçuk büyüme gerçekleştirerek şimdi tek başına Avrupa Birliği ekonomisini geride bırakmayı başardı. Avrupa Birliği ve Amerika arasındaki makas da Avrupa Birliği’nin yılda ancak yüzde 1,4 büyümesi nedeniyle bu dönemde açılmış oldu. 25 yıl öncesine döndüğümüzde Avrupa Birliği ekonomisi Amerika ekonomisinin sadece yüzde 17 gerisindeyken şimdi fark yüzde 30’lara kadar yükseldi. Dünya ekonomisinde değişen bu denge dünyada yeni arayışları beraberinde getirmiş oldu” dedi.
'TÜRKİYE, KENDİ İMKANLARIYLA GELİŞEN BİR ÜLKE OLMAYI BAŞARDI'
Kacır, “İlk ve en hızlı sonuçlarını ticarette korumacılık yaklaşımları olarak görüyoruz. Özellikle pandemi dönemiyle birlikte dünyanın bütün ülkelerinde korumacılık trend haline geldi. Fakat pandemi geride kalmış olsa da korumacılık yaklaşımı terk edilmedi ve bütün dünya şu anda fazla yerinde üretim, gümrük engeli ve teknik tedbirlerle ithalatın kısıtlaması yollarını tartışıyor. Tabi bölgesel olarak baktığımızda Asya’nın küresel ticaretteki payının artmakta olduğunu Avrupa’nın ve Kuzey Amerika’nın küresel ticaretteki payının da ciddi şekilde azaltmakta olduğunu hatırlayabiliriz. Aslında küresel ekonominin ağırlık merkezinin bir miktar Kuzey’den Güney’e ama çok daha fazla Batı’dan Doğu’ya kaymakta olduğunu gösteriyor. Türkiye’yi biz bütün bu yeni denklemde bulunduğumuz konumun da getirdiği avantajları dikkate alarak küresel ticaretin merkez ülkelerinden biri olarak görüyoruz. Önümüzdeki dönemde gelecek 25 yılda dünya ekonomisinde hangi bölgelerin daha fazla pay sahibi olacağına baktığımızda Türkiye’nin önünde gerek ticaret bağlantıları gerek enerji bağlantıları gerek üretim ve teknolojik kabiliyetleriyle yeni fırsat pencerelerin açılmakta olduğunu değerlendiriyoruz. Bu fırsatları değerlendirmenin de en önemli koşulunun Türkiye’nin kritik teknolojileri kendi imkanlarıyla geliştirebilen, üretebilen, rekabetçi şekilde dünyaya ihraç edebilen, sunan bir ülke olma yolculuğu yani Milli Teknoloji hamlesi olduğunu değerlendiriyoruz. Türkiye son 25 yıllık dönemde kurulmuş altyapılar, yetişen insan kaynağı, istikrarlı kamu tercihleri sayesinde üretim kabiliyetlerini araştırma, geliştirme ve inovasyon ile taçlandırmayı ve daha ileri teknolojili ürünleri kendi imkanlarıyla geliştiren bir ülke olmayı başardı” diye konuştu.
‘GEÇTİĞİMİZ YIL TÜRK SANAYİ 246 MİLYAR DOLAR KATMA DEĞER OLUŞTURDU’
Kacır, “Küresel ticaretteki payımızı yüzde 0,55’lerden 1,07’ye yani iki misline, küresel üretim katma değerindeki payımızı yüzde 0,69’dan 1,38’e iki misline çıkarmayı başardık. Türkiye 2002 yılında sadece 41 milyar dolar imalat sanayi katma değeri üretebilmişti. Geçtiğimiz yıl Türk sanayi 246 milyar dolar katma değer oluşturdu. 2002’den 2025’e dünya çok değişti. Ama dünyanın hızıyla gitmiş olsaydık biz ancak 123 milyar dolar sanayi katma değeri üretmiş olacaktık. Ortaya koyduğumuz daha ileri performans sayesinde bunun tam iki misli 246 milyar dolar imalat sanayimiz katma değer üretmeyi başardı. Bugün Türkiye 41,5 milyar dolar yıllık otomotiv ihracatı olan, 32 milyar dolar kimya ihracatı olan, 29 milyar dolar makine ihracatı olan yani teknoloji seviyesi ileri düzeyinde olan sektörlerde rekabetçi üretim ve ihracat kapasitesine sahip bir ülke. Askeri insansız hava aracı pazarının küresel düzeyde 3’te 2’si Türk firmalarının elinde. Güneş paneli üretiminde, beyaz eşya, ticari araç üretiminde Avrupa’nın en büyük üretim ülkesi. 2002 ile kıyasladığımızda ana sanayimizin bütün sektörlerinde üretimi birkaç misli büyüttüğümüzü ifade edebiliriz. 2002 yılında yaklaşık 7 milyon beyaz eşya üretiliyorken geçtiğimiz yıl Türkiye’de 29 milyon üretildi. Türkiye beyaz eşya üretiminde Avrupa’da bir numaralı, dünyada 2. sııradaki üretici ülke. Türkiye, 2002’de ancak 350 bin otomotiv üretmişken geçtiğimiz 1 buçuk milyon araç ürettik. Türkiye Avrupa ve dünyanın en önemli otomotiv üretim merkezlerinden biri haline geldi. Tarım makinelerinde Avrupa’nın 4. büyük üreticisiyiz. Alüminyum da Avrupa’da ilk 2’deyiz. Halen Türkiye’de çokça tartışılan tekstil, hazır giyim gibi sektörlerde Avrupa’da en büyük ölçekli üretim yapan ilk 2 ülke arasındayız” ifadelerini kullandı.
Kacır, “Dünya son 100 yılın en büyük pandemisini 2020-2022 döneminde yaşadı. Bugün Avrupa’nın en büyük sanayi ülkeleri halen pandemi öncesi üretimin çok gerisinde kalmışlardır. Fransa’da üretim düzeyi pandemi öncesinin halen yüzde 3 daha aşağısındadır. İtalya’da yüzde 5,4 daha aşağıda, Almanya’da üretim düzeyi halen yüzde 11,8 daha gerisindedir. Türkiye’de ise sanayi üretim düzeyi pandemi öncesinin yüzde 31 daha yukarısındadır. Türkiye kurduğu güçlü sanayi altyapısı sayesinde ve elde ettiği üretim, teknoloji, Ar-Ge, inovasyon ekosistemindeki dinamizm sayesinde pandemi döneminin ve sonrasının kazanan ülkelerinden olmayı başarmıştır. Ürün ihracatımızı 36 milyar dolardan 273 buçuk milyar dolara çıkardık. Yani 8 misli bir seviyeye geldik. Fakat ihraç ettiğimiz ürünlerde yüksek ve orta yüksek teknolojili ürünlerin payına baktığımızda oradaki yükselişin daha fazla olduğunu görüyoruz. Biz 2002’de 36 milyar dolar ihracat yaparken bunun içinde orta yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerin payı 10 milyar dolar düzeyindeydi. Geçtiğimiz yıl 112 milyar dolar Türkiye teknoloji seviyesi yüksek ve orta yüksek düzeyde olan ürün ihracatı yaptı. Bu segmentteki ürünlerde 12 misline erişmiş bir ihracat kapasitesinden bahsediyoruz” dedi.
‘İHRACATIMIZIN HACMİNİ ÇOK DAHA İLERİ SEVİYEYE ÇIKARDIK’
Kacır, “Türkiye Çin’den sonra Avrupa ortasına kadar uzanan geniş coğrafi kuşağın rekabet gücü en hızlı yükselen ihracatçı ülkesi oldu. Bir yandan da elbette ihracatımızın hacmini çok daha ileri seviyeye çıkardık. Bütün bu coğrafyada da Türkiye başka hiçbir ülkenin başaramadığı bir ihracat seviyesine erişti. Biz 2002 yılında Milli gelirimizin ancak binde 5’ini araştırma geliştirme faaliyetlerine ayırabiliyorduk. Şimdi Milli gelirimizin yüzde bir buçuğunu Ar-Ge’ye ayırıyoruz. Bu oran İtalya, İspanya gibi ülkelerle benzer seviyelerdir. Araştırma geliştirmeye ayırdığımız kaynak 20 milyar dolara erişti. 1,2 milyar dolar Ar-Ge harcaması yaptığımız dönemde Türk özel sektörü ancak 350 milyon dolar Ar-Ge faaliyeti üretiyordu. Şimdi sadece ASELSAN’ın Ar- Ge faaliyeti 350 milyon doların üzerinde. Türk özel sektörü her yıl 14 milyar dolara yakın araştırma geliştirme yatırımı yapıyor. Araştırma geliştirmenin özü insan kaynağıdır. O dönemde Türkiye’de sadece 29 bin insan kaynağımız vardı şimdi Ar-Ge insan kaynağımız 311 bine erişti” ifadelerini kullandı.
Kacır, “23 yıl öncesine döndüğümüzde Türkiye’de sadece 2 Teknopark olduğunu ve bu Teknopark’larda 56 girişimin faaliyet gösterdiğini görüyoruz. Şimdi ise 114 Teknopark’ın 12 bin 800’den fazla teknoloji girişimi Ar-Ge, inovasyon odaklı çalışmalarını sürdürüyor. Özel sektör kuruluşlarımızın bünyesinde bin 700’den fazla Ar-Ge tasarım merkezlerimiz var. Biz çok zor bir coğrafyadayız. Bu coğrafyanın tüm zorluklarını tarih boyunca yaşadık. Tarihten bu yana da bu coğrafyanın ev sahibi, Türkiye olarak barış getirebilmek nihai hedefimiz. İsrail bir soykırım gerçekleştiriyor. Doğu komşumuz İran’a bir saldırı gerçekleştirildi. Bu saldırı neticesinde de bölgemiz çatışmalar içerisinde kaldı. Kuzeyimizde Rusya-Ukrayna savaşı devam ediyor. Gerçekten insanlık olarak maalesef büyük bir güçlük döneminden geçiyoruz. Türkiye bunların üstesinden gelebilmek için teknoloji yolculuğunda savunma sanayii en önde tuttu. 2000’li yıllarının başından itibaren savunma sanayinde yeni bir bakış açısıyla Milli ve özgün üretimi önceliklendiren ve kritik teknolojikleri geliştirmeye üreten bir anlayışla savunma sanayiinde yeni bir başarı hikayesi elde ettik” diye konuştu.
SCHMIDT: TARİFELERİN GELİŞİGÜZEL BİR SİLAH OLARAK KULLANILDIĞINI GÖRÜYORUZ
Danimarka Eski Başbakanı Helle Thorning-Schmidt, zirvenin ikinci günü açılışında yaptığı konuşmada, küresel ticaret düzeninde köklü bir dönüşüm yaşandığını belirterek, özellikle tarifelerin giderek daha fazla siyasi ve stratejik bir araç olarak kullanıldığına dikkat çekti.
Thorning-Schmidt, son dönemde yüksek gümrük tarifelerinin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik bir baskı unsuru haline geldiğini vurgulayarak, “Tarifelerin gelişigüzel bir silah olarak kullanıldığını görüyoruz. Elbette ki eski Danimarka Başbakanı olarak bunu son derece açık ve net bir şekilde gördüm. Özellikle Donald Trump Grönland’ı istediğinde, Danimarka’yı destekleyen ülkelere tarifeleri artırma tehdidinde bulundu. Bu, tarifelerin bir müzakere aracı olarak nasıl kullanıldığına dair son derece tipik bir örnek” dedi.
Konuşmasında Orta Doğu’daki gelişmelere de değinen Schmidt, İran ile ilgili son ateşkes sürecinin son derece kırılgan olduğuna işaret ederek kalıcı bir barış ihtimaline temkinli yaklaştığını dile getirdi. Thorning-Schmidt, özellikle İsrail’in öngörülemez politikalarının istikrarsızlığı artırdığını ifade etti.
Çatışmaların yalnızca siyasi ve askeri sonuçlar doğurmadığını, aynı zamanda derin insani ve ekonomik etkiler yarattığını vurgulayan Thorning-Schmidt, savaşların siviller üzerinde yıkıcı sonuçlar doğurduğunu ve milyonlarca insanın hayatını doğrudan etkilediğini kaydetti.
‘YENİ DÜNYA DÜZENİNİN İNŞASINDA TÜRKİYE KİLİT AKTÖRLERDEN BİRİ’
Küresel sistemde yaşanan dönüşüm sürecinde Türkiye’nin stratejik konumuna dikkat çeken Thorning-Schmidt, şöyle devam etti:
“Şu andaki ortama baktığımızda hem zorluklar hem fırsatlar bir arada. Bunu net bir şekilde söyleyebiliriz ki Türkiye de bu açıdan bölgede çok özel bir konuma sahip. Avrupa, Orta Doğu ve Asya arasında köprü görevi gören kritik coğrafi ve jeopolitik konumu, Türkiye’yi önemli bir merkez ve bu bölgeler arasında bir koridor haline getiriyor. Üretim, enerji ve ticari bağlantısallığın sağlanmasının yanı sıra Türkiye’nin en önemli işlevlerinden biri de bir NATO üyesi olarak bölgede barışın tesisine yönelik önemli sorumluluklar üstlenmesi. Körfez ve Orta Doğu krizlerinde bu rolün ne kadar kritik olduğunu gördük ve görüşmeler sırasında da bunu gözlemledik. Türkiye’nin umut ediyorum ki bu konumu ve önemi devam edecektir. Çünkü hem NATO üyesi olması hem de bölgeler arasında köprü görevi görmesi, bu alanda atacağı adımları daha da önemli kılıyor.”
Türkiye’nin Avrupa ile Orta Doğu ve Körfez ülkeleri arasında bir köprü olmaya devam edeceğini belirten Schmidt, sözlerini şöyle tamamladı:
“Sistemsel olarak baktığımızda yeni bir dünya sistemi, yeni bir dünya düzeni kuruluyor. Bunun nasıl bir düzen olacağına dair henüz net bir çerçeve yok. Ancak bu dönüşüm sürecinin başladığı açık. Bu süreçte birlikte hareket etmek zorundayız. Avrupa Birliği, Türkiye ve NATO arasındaki iş birliğini göz ardı edemeyiz. Türkiye’nin Avrupa ile Orta Doğu ve Körfez ülkeleri arasında köprü rolü her zaman önemini koruyacaktır. Tüm bunları düşündüğümüzde Türkiye’nin kilit bir rol üstlendiğini inkar edemeyiz.”
SARPYENER: YENİ NESİL YATIRIM BANKASI VİZYONU
Tera Yatırım Genel Müdürü Emir Münir Sarpyener, zirvenin ikinci gününde açılışta yaptığı konuşmada, UEZ’in Türkiye iş dünyasının en güçlü buluşma noktalarından birisi olduğunu vurguladı. Sarpyener, “Burada üretilen fikirler salonda kalmıyor. Şirketlerin stratejilerine, sektörlerin rotasına, ülke politikalarına yön veriyor. Tera olarak bu zirvenin ana sponsoru olmak bizim için büyük bir onur. Çünkü biz de Türkiye ekonomisinin gücüne inanan ve bu inancı yatırıma dönüştüren bir grubuz. Tera, finans temelli ve teknolojiyle ölçeklenen bir yatırım platformu. 3 holding, 25 şirket, 5 halka açık şirket ve yaklaşık 1600 kişilik bir ekosistem. Aracı kurumluktan yatırım bankacılığına, portföy yönetiminden faktoringe, sigortadan teknolojiye, tarım ve gayrimenkule uzanan geniş bir faaliyet alanında değer üretiyoruz. Rakamlarla konuşmak gerekirse, yönettiğimiz varlıklar 5 milyar doları aştı. 200 bine yakın yatırımcıya hizmet veriyoruz. Şirketleri sermaye piyasalarıyla buluşturarak büyümelerine destek olduğumuz halka arzlarda yarım milyar dolar büyüklüğü geçerek bu alanda ilk üçte yer alıyoruz. Bu yılın başında 22 günde 7,2 milyar liralık 4 halka arzı tamamladık. 1,2 milyon tekil yatırımcıya ulaştık. Türkiye’den dünyaya açılan yeni nesil yatırım bankası vizyonumuzla hayata geçirdiğimiz Tera Bank'ın aktif büyüklüğü sadece bir yılda 10 kattan fazla artarak 28 milyar liraya ulaştı” dedi.
‘TÜRKİYE, KÜRESEL SERMAYEYİ ÇEKEBİLECEK GÜCE SAHİP’
Dünyanın son kırk yılın en ağır jeopolitik sınavlarından birini verdiğini anlatan Emir Münir Sarpyener, şöyle konuştu:
“İran savaşı, küresel ekonominin denklemlerini bir gecede değiştirdi. Havayolu rotaları değişti, lojistik maliyetleri tırmandı, gübre fiyatlarındaki sıçrama küresel tarımı tehdit ediyor. Avrupa'dan Asya'ya, Afrika'dan Amerika'ya her ekonomi bu dalgayı hissediyor. Türkiye, bu krizde hem ABD hem de İran ile doğrudan diyalog kurabilen sayılı ülkelerden biri. Ateşkes müzakerelerinde aktif arabuluculuk yürütüyor. Bu diplomatik ağırlığın ekonomik karşılığı büyük. Körfez sermayesi yeni güvenli limanlar arıyor ve çok iyi biliyoruz ki Türkiye bu sermayeyi çekebilecek siyasi iradeye, altyapıya, insan kaynağına ve kurumsal çerçeveye sahip. Savaş sonrası yeniden inşa süreçlerinde çimentodan çeliğe, lojistikten enerjiye Türkiye'nin kapasitesi öne çıkacak. Biz iş dünyası olarak bu süreçte üstümüze düşeni biliyoruz. Üretmeye, yatırım yapmaya, Türkiye'nin hikâyesini dünyaya anlatmaya devam edeceğiz.”

