İSTANBUL, (DHA) - İSTANBUL Aydın Üniversitesi (İAÜ) Mühendislik Fakültesi tarafından Antalya’da düzenlenecek COP31 öncesi hazırlanan raporda Türkiye'yi bekleyen çevresel ve ekonomik risklere yönelik uyarılarda bulunuldu. Raporda, özellikle İzmir'in Mavişehir, Alsancak ve Kordon bölgeleri ile Mersin kıyılarında deniz seviyesindeki yükselme, kıyı erozyonu ve ani taşkın riskinin arttığı belirtildi. Avrupa Birliği tarafından uygulamaya konulan Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizmasının (SKDM) sanayiciye getireceği yüke dikkat çekildi.
İAÜ Mühendislik Fakültesi akademisyenlerinden Prof. Dr. Hasan Saygın ile Doç. Dr. Hasan Volkan Oral editörlüğünde Antalya'da gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 31. Taraflar Konferansı (COP31) öncesi kapsamlı rapor hazırlandı. Raporda Türkiye'yi bekleyen iklim ve ekonomik sorunlara yer verildi.
Farklı disiplinlerden akademisyen, sivil toplum kuruluşu ve özel sektör temsilcilerinin katkılarıyla hazırlanan ‘Türkiye'nin COP31 Yol Haritası: Sürdürülebilirlik, Net Sıfır ve Yapısal Dönüşüm için Stratejik Öneriler’ başlıklı rapor kamuoyu ile paylaşıldı. Raporda yaklaşan COP31 zirvesinin yalnızca bir diplomasi etkinliği olmadığını, Türkiye'nin 2053 'Net Sıfır' hedefine ulaşmasında ve politikaların 2030 hedefleriyle bağlanmasında kritik bir ‘geçiş köprüsü’ olduğunu vurgulandı.
KIYI KENTLERİ İÇİN ‘SÜNGER KENT’ UYARISI
Raporda yer alan en uyarılardan biri, alçak kotlu kıyı kentlerine yönelik oldu. Küresel ölçekte 2050 yılına kadar 1 milyara yakın insanın iklim değişikliği kaynaklı aşırı hava olayları nedeniyle yerinden olabileceği öngörülürken, bu durumun Türkiye'deki yansımalarına dikkat çekildi. Özellikle İzmir'in Mavişehir, Alsancak ve Kordon bölgeleri ile Mersin kıyılarında deniz seviyesindeki yükselme, kıyı erozyonu ve ani taşkın riskinin arttığı belirtildi. Prof. Dr. Hasan Saygın, bu bölgeler için acilen ‘sünger kent’ uygulamalarının, yeşil altyapının ve doğa tabanlı mekansal koruma planlarının devreye alınması gerektiğinin altını çizdi.
İHRACATIN YÜZDE 94'Ü RİSK ALTINDA
İklim krizinin ekonomik boyutunun da masaya yatırıldığı çalışmada, Avrupa Birliği'nin 1 Ocak 2026 itibarıyla kesin uygulamasına başladığı Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizmasının (SKDM) sanayiciye getireceği yüke vurgu yapıldı. İmalat sanayi ihracatının yüzde 94'ünden fazlasını gerçekleştiren Türkiye için çimento, demir-çelik, alüminyum, elektrik ve gübre gibi sektörlerde ithal edilen ürünlere karbon içeriklerine göre mali yükümlülük getirildiği hatırlatıldı. Bu durumun, enerji verimliliğini ve düşük karbonlu üretim teknolojilerini sanayiciler için artık bir seçenek değil, ‘temel rekabet koşulu’ haline getirdiği ifade edildi.
1300 ENDEMİK TÜR TEHLİKEDE
Sıcaklık artışları ve kuraklaşmanın ekosistem dengesi üzerindeki tahribatı da raporda verilerle ortaya kondu. Türkiye'de bulunan dar coğrafi alanlara sıkışmış yaklaşık 4 bin endemik bitki türünün bin 300'ünün yok olma tehlikesi altında olduğu açıklandı. Kuraklığın ve yüksek sıcaklıkların etkisiyle Türkiye'de ortalama orman yangını sayısının yüzde 50 arttığı, yanan orman alanlarının ise dört katına çıktığı kaydedildi.
TARIMDA KULLANILAN SUDA İSRAF
Gıda güvenliğini doğrudan etkileyen tarımsal sulamadaki israf, raporun bir diğer önemli gündem maddesi oldu. Dünyada ve Türkiye'de tatlı su kaynaklarının yüzde 70 ile 80'inin tarımda kullanıldığına dikkat çekilen raporda, geleneksel sulamadaki yüksek kayıpların yer altı sularını tükettiği ve hidrolojik kuraklığı derinleştirdiği ifade edildi. Kapalı ve basınçlı boru hatlarına geçilmesinin ve arıtılmış atıksuların kullanılmasının hem su tasarrufu sağlayacağı hem de suyun pompalanması için gereken elektrik tüketimini azaltarak doğrudan emisyon düşüşü yaratacağı aktarıldı.
‘ENERJİDE ASIL SORUN SANTRAL DEĞİL, ŞEBEKE ESNEKLİĞİ’
Raporda, elektrikli araç sayısındaki artışın şebekelerde yaratacağı yüke de geniş yer verildi. Elektrikli otomobil pazar payının yüzde 18,9'a ulaşmasıyla birlikte özellikle akşam saatlerindeki tepe (pik) elektrik talebinin iletim hatlarını zorladığı belirtildi. Enerjide asıl sorunun yeni santraller kurmak değil, ‘şebeke esnekliği ve depolama’ olduğuna dikkat çekilerek; akıllı şarj, araçtan şebekeye enerji aktarımı (V2G) ve Batarya Enerji Depolama Sistemlerinin (BESS) acilen yaygınlaştırılması gerektiği uyarısında bulunuldu.