1) 50 YILDIR DEDE MİRASI HALLAÇLIK MESLEĞİNİ YAŞATIYORLAR
VAN’ın Bahçesaray ilçesinde yaşayan Efendi Ceylan (84) ile Abdulaziz Kayan (75), küçük yaşlarda dedelerinden öğrendikleri hallaçlık mesleğini yarım asırdır sürdürüyor. Unutulmaya yüz tutan mesleğin ilçedeki son temsilcilerinden olan ustalar, ilkel yöntemlerle küçükbaş hayvan yünü işliyor.
Bahçesaray ilçesine 10 kilometre uzaklıktaki, 100 hane ve yaklaşık 500 nüfuslu kırsal Çatbayır Mahallesi’nde yaşayan Efendi Ceylan ile Abdulaziz Kayan, dedelerinden miras kalan hallaçlık geleneğini sürdürüyor. Geçmişte mahallede yaklaşık 30 kişinin yaptığı meslek, bugün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Mahallede hallaçlıkla uğraşan yalnızca 3 usta kaldı. Yaz aylarında kırpılan koyunların yünleri yıkanıp kurutulduktan sonra ustaların elinde yeniden hayat buluyor. Yay şeklindeki geleneksel alet ve tokmakla kabartılan yünler, ince tabakalar haline getiriliyor. Ardından mahalle sakinlerinin de yardımıyla ayaklarla dövülerek şekillendiriliyor. Böylece yünler, yorgan, yastık, keçe, yün halı ve kışın dondurucu soğuklarına karşı koruma sağlayan çoban kepeneğine dönüştürülüyor.
YÜNLER RİTMİK SESLER EŞLİĞİNDE İŞLENİYOR
Tek katlı, toprak damlı evlerin damlarında çalışma yapan hallaç ustaları, geleneksel yöntemlerle yünleri işliyor. Yay ve tokmağın çıkardığı ritmik sesler, mahallede geçmişten günümüze uzanan bir geleneği yaşatıyor. Oldukça zahmetli aşamalardan geçen yünler, ustaların elinde kullanıma hazır hale dönüşüyor.
‘BİZ HALLAÇLIĞIN SON USTALARIYIZ’
Yaklaşık 50 yıldır hallaçlık yaptığını belirten 9 çocuk babası Efendi Ceylan, geçmişte mahallede bu mesleğin önemli bir geçim kaynağı olduğunu söyledi. Teknolojinin gelişmesiyle hallaçlığa olan ilginin azaldığını anlatan Ceylan, “Eskiden ilçemizde çok sayıda usta vardı. Bizim mahallede 30’a yakın hallaç ustası bulunuyordu. Şimdi 3 hallaç ustası kaldı. Teknolojinin olmadığı eski yıllarda Hakkari, Bitlis, Van ve hatta Feraşin Yaylası’nda yaşayan insanlar bizi arardı. Biz de oralara gider, keçe, çoban kepeneği, yün halı ve yorgan yapardık. Eskiden yatakları yünden yapardık. Gelişen teknoloji ile birlikte meslek de bitmek üzere. Teknoloji gelişince bizim mesleğimiz de unutulmaya başlandı. Elimizden geldiğince gençlere de gösteriyoruz ancak onlarda bu hevesi göremiyorum” dedi.
‘BİZDEN SONRA BU MESLEĞİN YOK OLMASINDAN ENDİŞE EDİYORUZ’
8 çocuk babası Abdulaziz Kayan ise, yaklaşık 50 yıldır sürdürdüğü mesleğin geçmişte büyük rağbet gördüğünü belirtti. Eskiden yolların ve fabrikaların olmadığı dönemlerde insanların ihtiyaçlarını el emeğiyle karşıladığını ifade eden Kayan, “Eski zamanlarda bizim mahallede yol yoktu, fabrika yoktu, halı yoktu. Her şey insan eliyle yapılıyordu. O zamanlar hallaçlık gözde bir meslekti. İnsanlar bizi çağırırdı. Bitlis’e, Hizan’a ve Hakkari’ye giderdik. Oralarda yün halı ve keçe yapardık. Bazen 40 gün boyunca evimize dönmediğimiz olurdu. Yazın genellikle Hakkari ve Bitlis’in Hizan ilçesine giderdik. Teknolojiyle birlikte her yere yol yapıldı, halılar da her yerde satılmaya başlandı. O dönemde sadece bizim mahallede 30 kişi bu işi yapıyordu. Şimdi çok az kişi kaldık. Biz de elimizden geldiğince bu mesleği yaşatmaya ve gelecek kuşaklara aktarmaya çalışıyoruz” diye konuştu.
‘GENÇLERİN ÖĞRENMESİNİ İSTİYORUZ’
Çatbayır Mahalle Muhtarı Eyüp Kayan da mesleğin gelecek kuşaklara aktarılması için ne gerekiyorsa yapacaklarını söyledi.
Hallaçlık geleneğinin mahallede geçmişte yaygın olarak yapıldığını, birçok ailenin geçimini bu meslekten sağladığını anlatan Kayan, “Eskiden 100 hanelik mahallenin yaklaşık yüzde 70’i hallaçlık yapıyordu ve bu meslekten geçimlerini sağlarlardı. Maalesef son yıllarda teknolojinin gelişmesiyle bu meslek unutulmaya yüz tuttu. Bu geleneğin yok olmaması için mahallemizdeki ustaların yaptığı işleri takip ediyor, onlardan bir şeyler öğrenmeye çalışıyoruz. Kültürümüzün yaşatılması için mahallemizde birkaç genç de bu mesleği öğreniyor. Ancak bugün sadece 3 hallaç ustamız kaldı. Bu geleneğin gelecek nesillere aktarılmasını istiyoruz” dedi. (DHA)
Görüntü Dökümü
----------------------------
-Bahçesaray ilçesine bağlı Çatbayır Mahallesi
-Hallaç yapan ustaların hazırlığından detaylar
-Efendi Ceylan ile röportaj
-Abdulaziz Kayan ile röportaj
-Çatbayır Mahalle Muhtarı Eyüp Kayan ile röportaj
HABER:Behçet DALMAZ-Orhan AŞAN/VAN, (DHA)-
=========================================================
2) ŞANLIURFA TİCARET VE SANAYİ ODASI SEÇİMLERİNDE KALP KRİZİ GEÇİREN SANDIK GÖREVLİSİ ÖLDÜ
ŞANLIURFA Ticaret ve Sanayi Odası (ŞUTSO) seçimlerinde sandık görevlisi olarak görev yapan Ali Ağlamış (64) kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi.
Olay sabah saatlerinde, Paşabağı Mahallesi Adalet Caddesi’nde meydana geldi. ŞUTSO seçimlerinde sandık görevlisi olarak görev yapan Ali Ağlamış, oy verme işlemi devam ettiği sırada aniden rahatsızlanarak yere yığıldı. Durumu fark eden diğer sandık görevlileri ve vatandaşlar, Ağlamış’ın yardımına koştu. Çevredekilerin müdahalesinin ardından sağlık ekiplerine haber verildi. İhbar üzerine olay yerine gelen sağlık ekibi, müdahalede bulundukları Ali Ağlamış’ın kalp krizi geçirdiğini belirledi. Görev yaptığı okuldan sedye ile çıkarılan ve ambulansa kadar kalp mesajı yapılan Ali Ağlamış kaldırıldığı Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde doktorların tüm müdahalelerine rağmen kurtarılamadı.
Ağlamış’ın cenazesi, Şanlıurfa Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı.
Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.
Görüntü Dökümü
------------------------
-Sandık görevlisi seçimin yapıldığı okuldan sedyeye ile çıkarılması
-Sedye üzerinde kalp mesajı yapılması
-Ambulansa konulan görevli
-Acil servis ve adli tıp kurumu
-Seçimin yapıldığı okul
-Genel ve detaylı görüntüler
Haber-Kamera: Ali LEYLAK /ŞANLIURFA, (DHA)
=========================================================
3) TÜRKMEN ŞELALELERİ'NDE SONBAHAR GÜZELLİĞİ
MANİSA'nın Yuntdağı bölgesinde Türkmen Mahallesi ile İzmir il sınırı arasında bulunan Türkmen Şelaleleri'nde sonbaharın gelişiyle renk cümbüşü yaşanıyor. Sarı, kahverengi ve yeşilin farklı tonlarına bürünen ağaçların oluşturduğu eşsiz manzara, dron ile havadan görüntülendi.
Manisa şehir merkezine 42 kilometre uzaklıkta, Yunusemre ilçesinin Yuntdağı bölgesinde bulunan Türkmen Mahallesi'ndeki biri 10, diğeri 30 metre yüksekliğindeki iki şelale, son yıllarda doğaseverlerin ilgi odağı haline geldi. Doğal güzelliğiyle ziyaretçilerini hayran bırakan şelaleler, özellikle doğa yürüyüşü yapanların uğrak noktaları arasında yer alıyor. Küçük şelaleden yaklaşık 25 dakikalık yürüyüş mesafesinde bulunan büyük şelaleye ulaşım, sarp kayaların arasından sağlanıyor.
SONBAHARIN EŞSİZ MANZARASI
10 metre yüksekliğindeki şelaleye ulaşımın daha kolay olması nedeniyle vatandaşlar, bu bölgeyi daha çok ziyaret ederken, doğa yürüyüşü sporcuları zorlu parkuru aşarak 30 metre yüksekliğindeki diğer şelaleye ulaşmayı tercih ediyor. Sonbaharın izlerinin belirginleştiği bölgede ağaçların yeşil, sarı ve kahverenginin farklı tonlarına bürünmesi ile ortaya eşsiz bir manzara çıktı. Her geçen gün daha fazla doğaseverin ilgisini çeken şelaleler ve çevresindeki sonbahar manzarası dron ile görüntülendi.
'DOĞAL HALİYLE KALMIŞ BİR ŞELALE'
İzmir'den arkadaşlarıyla birlikte Türkmen Şelaleleri'ni görmeye gelen Hıdır Memiş (32), "İzmir'de yaşıyorum. Arkadaşlarla fırsat buldukça doğa yürüyüşlerine çıkıyoruz. Bugün iki rotamızda Türkmen Şelalesi vardı. Çok güzel bir yer. İnsan elinin fazla uzanamayacağı bir yerde olduğu için bakirliğini korumuş ve kendi has doğal haliyle kalmış bir şelale. Umarım bu tarz yerlerimiz hiç el değmeden, böyle doğal haliyle kalır ve insanlarımız bu doğanın, bu güzelliğin, bu cennetin keyfini çıkarmaya hep beraber gelirler ve fırsat bulurlar" diye konuştu.(DHA)
Görüntü Dökümü
-----------------------
- Türkmen şelalelerinin dron görüntüsü
- Şelalelerden ve çevresindeki sonbahar manzarasından aktüel görüntü
- Hıdır Memiş ile röportaj
Haber - Kamera: Ersan ERDOĞAN / MANİSA, (DHA)
=========================================================
4) HORTUMLA BESLENEN 2 YAŞINDAKİ EFE, BAĞIRSAKTAN YAPILAN YAMAYLA SAĞLIĞINA KAVUŞUP, İLK KEZ SU İÇTİ
KAHRAMANMARAŞ’ta, özofagus atrezisi anomalisiyle dünyaya gelen Hacı Efe Özdemir (2), Kayseri Şehir Hastanesi’nde gerçekleştirilen operasyonla sağlığına kavuştu. Kalın bağırsağından alınan doku parçasıyla yemek borusuna yama yapılan Efe, doğumundan beri ilk kez yiyecek ve içeceklerin tadına bakabildi. Oğlunun bugüne kadar midesine yerleştirilen hortumla beslendiğini söyleyen Fikret Özdemir (33), "Yiyip içtiğini görmek bizi çok mutlu ediyor. Yedikçe kendisi de mutlu oluyor, gülüyor. Çok güzel bir duygu" dedi.
Kahramanmaraş’ta yaşayan Fikret ve Esra Özdemir (31) çiftinin çocukları Hacı Efe, 2024 yılında dünyaya geldi. Yutamama şikayeti üzerine hastaneye başvuran çiftin çocuklarına özofagus atrezisi (yemek borusunun anne karnında gelişmemesi) teşhisi konuldu. Hacı Efe Özdemir’in İstanbul’da başlanan tedavisine Kayseri’de devam edildi. Doğduğundan beri midesinden hortumla sıvıyla beslenen Efe Özdemir, 2 yılın ardından Kayseri Şehir Hastanesi’nde ameliyata alındı. Kalın bağırsağından alınan parçayla yemek borusuna yama yapılan Özdemir, sağlığına kavuşarak ilk defa su içti.
'NADİR HASTALIKLARDAN'
Ameliyatı gerçekleştiren Kayseri Şehir Hastanesi Çocuk Cerrahisi ve Ürolojisi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Mustafa Erman Dörterler, "Yenidoğan döneminde yemek borusunun olmaması, kör sonlanması, mideyle birleşmemesi sonucu doğan, bizim ‘özofagus atrezisi’ diye adlandırdığımız yaklaşık 5 bin canlı doğumda bir gördüğümüz nadir hastalıklardan bir tanesi. Biz bunların takip ve tedavilerini yapıyoruz. Çocuğumuzun yemek borusu çok kısa olduğu için bunu mideyle birleştirmek, yani yenidoğan döneminde yapmak çok zor. Bu tip çocuklarda aşamalı tedaviler ve ameliyatlar yapıyoruz. Çocuğumuz, yenidoğan döneminde tükürüğünü yutamadığı için ya da nefes borusuna kaçtığı için dışarı almak zorunda kalındı. Daha sonra çocuğun büyümesi, gelişmesi için zaman tanıdık. Çocuk yaklaşık 10 kiloyu geçtikten sonra o aradaki boşluğu doldurmak için, yemek borusunun devamlılığını mideyle yemek borusunun arasındaki boşluğu telafi etmek, kapatmak için kendi organlarından olan kalın bağırsağını oraya yama olarak yaptık" dedi.
'BİR ŞEYLER YUTTUĞUNU GÖRMEK HOŞ DUYGULAR'
Süreçlerin uzun takip ve tedavi gerektirdiğini aktaran Doç. Dr. Dörterler, "Yoğun bakım süreçleri, aileye yaklaşık 20-22 aydır uzun bir tedavi süreci var. Hem onlar hem bizler için çok zor bir süreç oldu. Ama bugün çocuğumuzun çok şükür tedavisi tamamlandı. Yemeye, içmeye başladı. Daha yutmayı bile yeni yeni öğreniyor. İnşallah bugün şifayla hastamızı evine yolcu edeceğiz. Tabii takip ve tedavimiz de devam edecek. Biz mutluyuz. Aile mutlu. Tabii o çocuğun ilk anda bir şeyler yuttuğunu görmek, onu gözlemlemek çok hoş duygular. Bunların bir karşılığı yok. Böyle şeyler yaptığımız için de mutlu oluyoruz" ifadelerini kullandı.
'SÜREÇ EBEVENYLER İÇİN ÇOK ZOR'
Fikret Özdemir ise "16 Eylül 2024'te hastaneye kontrol için gittiğimizde direkt doğuma alındı, bir problemden dolayı. Daha sonra doğum gerçekleşti. Yani biz bunu tesadüfen öğrendik aslında. Annesi emzirmeye, doyurmaya çalıştıkça emmiyor, morarıyor çocuk. Yutamıyor. Bazı semptomlar gösterdi. Daha sonra başka hastaneye gittik. Orada özofagus atrezisi olduğunu öğrendik. Ondan sonra zaten tedaviye başladık. Bu 2 yıllık süreç, yani bayağı uzun. O süreç, ebeveynler için çok zor. Aşırı derecede çok zor. Allah razı olsun. Hem annem, hem eşim bu süreçleri atlatmada biraz zorluk çektiler. Daha sonra ilk İstanbul'a gittik. İstanbul biraz uzak olduğu için bizim bölgemize daha yakın olan bir hastaneyi seçelim dedik. Kayseri'yi aramızda kararlaştırdık. Daha sonra hocamızı araştırdık internetten. Hocamızdan Allah razı olsun. Ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Bizim için uğraştılar" diye konuştu.
‘YEDİĞİNİ GÖRÜNCE MUTLU OLUYORUZ’
Çocuğunun sağlığına kavuştuğu için sevindiklerini belirten Özdemir, "Hikayemiz mutlu sonla bitti. İnşallah da daha iyi olacak. Çok güzel bir duygu. 2 yıldan bahsediyoruz. Evde bizim yediğimizi görüyor, kendisi de istiyor ama biz veremiyoruz ona. Yani ister istemez üzülüyor insan. Böyle olunca canınız sıkılıyor. Şimdi yediğini, içtiğini görünce mutlu oluyoruz. Yedikçe kendisi de mutlu oluyor. Gülüyor, farklı tepkiler veriyor. Çok güzel bir duygu. Mutlu ediyor insanı” dedi. (DHA)
Görüntü Dökümü
------------------------------
-Kayseri Şehir Hastanesi'nden dron görüntüsü
-Hasta ziyareti
-Hacı Efe Özdemir'in su içmesi
Haber-Kamera: Furkan KAVUKLU/KAYSERİ, (DHA)
====================================================
5) LİSELİ TEKVANDOCU ELİF SU'DAN KENDİSİNİN ÜST SIKLETİNDE ULUSLARARASI MADALYA
İzmir'de yaşayan ve normal sıkletinden daha yüksek bir kategoride mindere çıkan lise öğrencisi Elif Su Gülbil (15), Bulgaristan'da düzenlenen Sofia Ramus Open Uluslararası Tekvando Turnuvası'nda genç kızlar 49 kiloda ikincilik elde etti. Normalde 46 kilogramda olmasına rağmen kendisinin üst sıkletindeki rakipleriyle yarışıp, başa baş mücadele eden Gülbil, "Biraz çekinmiştim çünkü rakiplerim benden daha kiloluydu. Ancak bence 49 kiloda çok güzel mücadele ettim, bana büyük bir tecrübe oldu" dedi.
Göztepe Spor Kulübü forması giyen ve 11'inci sınıfta eğitim gören genç tekvandocu Elif Su Gülbil, Bulgaristan'ın başkenti Sofya'da gerçekleştirilen ve yaklaşık 30 ülkenin katılımı ile düzenlenen Sofia Ramus Open Turnuvası'nda yer aldı. Normalde 46 kiloda mücadele eden, ancak gelişim sürecine katkı sağlamak ve daha güçlü rakiplerle tecrübe kazanmak amacıyla 49 kiloda mindere çıkan genç sporcu, zorlu mücadelelerin ardından gümüş madalyanın sahibi oldu. Tekvandoya 10 yaşında bir arkadaşının vesilesiyle adım attığını belirten Elif Su Gülbil, aktif olarak haftanın 7 günü, bazı günlerse çift antrenman yaparak çalıştığını söyledi.
'HEDEFLERİM BÜYÜK'
Okul çıkışı antrenman salonuna koştuğunu ifade eden Elif Su Gülbil, "İlk maçıma gençlerde girmiştim ve İzmir liseler arası üçüncülük elde etmiştim. Şimdi ise Bulgaristan'da uluslararası bir platformda genç kızlar 49 kiloda ikinci oldum. Kendi sıkletimde çıkmamama rağmen bence güzel bir skor elde ettim. Biraz çekinmiştim çünkü rakiplerim benden daha kiloluydu. Ancak bence 49 kiloda çok güzel mücadele ettim, bana büyük bir tecrübe oldu. Final maçımda Bulgar bir rakibim vardı. Onun maçını daha önce izlemiştim. Benden büyük olduğu için çekindim ama güzel mücadele ettim. Hedeflerim büyük. Önümüzdeki sezon düzenlenecek Avrupa ve dünya şampiyonalarında bayrağımızı dalgalandırmak istiyorum" dedi.
'KIRILGAN OLMAMAK LAZIM'
Tekvandoya başlamadan önce çevresinin endişelendiğini söyleyen Gülbil, "Annem dahil herkes 'Kızım her yerin morarmış şekilde geziyorsun, bırak artık' diyordu ama ben bu sporu çok seviyorum. Kırılgan olmamak, cesaretli olmak lazım. Bütün hemcinslerime bu sporu tavsiye ediyorum" diye konuştu.
'KONFOR ALANINDA KALMASINI İSTEMEDİK'
Göztepe Spor Kulübü Baş antrenörü Serkan Top ise Elif Su'nun gençlerde henüz ilk yılı olmasına rağmen sergilediği performansın önemli olduğunu belirtti. Serkan Top, "Normalde Elif ile hedef sıkletimiz 46 kilogram. Ancak bu turnuvada 49 kiloda mücadele etmeyi bizzat istedik. Buradaki amacımız sadece şampiyonluk değil; daha güçlü, daha kilolu rakiplerle karşılaşarak onu büyük ve önemli turnuvalara en iyi şekilde hazırlamaktı. Zaten 46 kiloda rakipleri arasında rahatlıkla birinci olabilirdi ama biz onun konfor alanında kalmasını istemedik. Nitekim 51 kilolardan düşen, aralarında kilo ve fiziki fark bulunan rakiplerle harika bir mücadele örneği sergiledi" dedi.
'ELİF, ŞAMPİYONLARIMIZIN İZİNDEN YÜRÜYOR'
Bulgaristan'daki turnuvaya Türkiye'den katılan tek takım olduklarını ve yaklaşık 80 kulüp arasında takım halinde üçüncü olduklarını hatırlatan Top, "Kız sporcularımızın disiplinli çalışması meyvelerini veriyor. Kulübümüzden yetişen Avrupa şampiyonlarımız var, Elif de onların izinden yürüyor. Savunma sporları, kız çocuklarımıza hem öz güven hem de toplumsal alanda güvenlik sağlıyor. Herkese gönül rahatlığıyla bir savunma sporu olan ve bizim kültürümüze çok yakın bir branş olan tekvandoya yönelmelerini tavsiye ediyorum" diye konuştu. (DHA)
Görüntü Dökümü
-------------------------
- Elif Su Gülbil ile röp.
- Elif Su Gülbil'in antrenörü Serkan Top ile çalışırken detay görüntü
- Elif Su Gülbil'in final maçından arşiv görüntü
Haber: Nevra UÇKAÇ - Kamera: Tekin GÜRBULAK / İZMİR, DHA)
====================================================
6) BABASINDAN ÖĞRENDİĞİ SAAT TAMİRCİLİĞİNİ 80 YILDIR SÜRDÜRÜYOR
MARDİN'in Derik ilçesinde Abdulkadir Dursun Güngörür (87), babasının yanında 7 yaşında öğrendiği saat tamirciliğini evinin alt katında duvar örüp, oluşturduğu 6 metrekarelik dükkanında ara vermeden sürdürüyor.
Kale Mahallesi'nde oturduğu evinin alt katındaki 6 metrekarelik alanı dükkana çeviren Abdulkadir Dursun Güngörür, 7 yaşında babasının yanında başladığı saat tamirciliğini 80 yıldır aralıksız sürdürüyor. Saat tamirciliği sayesinde 9 çocuk yetiştiren ve bu mesleği çocuklarına da öğreten Güngörür, ilerleyen yaşına mesleğini sürdürmeye devam ediyor.
'BU SANAT ÖLMESİN DİYE DEVAM EDİYORUM'
Çocukları İstanbul'da yaşayan ve çok sevdiği memleketinden ayrılmak istemeyen Abdulkadir Dursun Güngörür, ilk günkü heyecanla mesleğini sürdürdüğünü söyledi. Güngörür, "Ben 7 yaşındaydım, babamın yanında bu sanatı öğrendim. Şimdiye kadar da devam ediyorum. 87 yaşındayım. 7 erkek 2 kız, toplam 9 çocuk babasıyım. Bu sanat ölmesin diye devam ediyorum" diye konuştu. (DHA)
Görüntü Dökümü:
---------------
- Abdulkadir Dursun Göngörür’den detay
- İşyerinden detaylar
- Röportaj
- Genel ve detay görüntüler
Haber-Kamera: Emrullah KARAKAŞ/DERİK(Mardin),(DHA)
====================================================
7) YÜKSEKOVA’DA UN DEĞİRMENLERİNDE KIŞ YOĞUNLUĞU
HAKKARİ’nin Yüksekova ilçesinde kış hazırlıklarını sürdüren vatandaşlar, yaz aylarında hasat ettikleri buğday ve mısırları öğütmek için un değirmenlerinin yolunu tutuyor. Değirmenlerde yoğunluk yaşanırken, işletmeciler bu yıl yağışların etkisiyle ürün veriminin iyi olduğunu belirtti.
Yüksekova’ya 16 kilometre uzaklıktaki Suüstü köyünde bulunan 2 un değirmeninde kış hazırlıklarının yoğunluğu yaşanıyor. Hakkari merkez, ilçeler ve çevre köylerden gelen vatandaşlar, yaz aylarında hasat ettikleri buğday ve mısırları öğüterek kışlık un ihtiyaçlarını karşılıyor. Kış mevsimi öncesinde ürünlerini öğütmek isteyen vatandaşlar, değirmenlerde uzun saatler bekliyor.
Suüstü Un Değirmeni işletmecisi Şivan Oğuz (40), mesleği dedesi ve babasından devraldığını belirterek, yaklaşık 25 yıl önce suyla çalışan değirmeni, su kaynaklarının azalması nedeniyle elektrikli sisteme dönüştürdüklerini söyledi. Yaklaşık 20 gündür yoğunluk yaşadıklarını ifade eden Oğuz, “Burada vatandaşların buğdaylarını ve mısırlarını öğütüyoruz. Yıllardır bu işi yapıyoruz. Kasım ayının ilk günlerindeyiz. Hakkari merkez ve ilçelerinden çiftçilik yapan vatandaşlar kışlık buğday ve mısırlarını buraya getiriyor. Kış bastırmadan ürünlerini öğütmeye çalışıyorlar. Bu yıl özellikle mısır ununa ilgi daha fazla. Günde 50 ile 300 torba arasında öğütüm yaptığımız oluyor. Buğdayın tenekesini 40 TL’ye öğütüyoruz. Ücret olarak 10 tenekeden 1 teneke un alıyoruz. Mısır öğütmenin tenekesi ise 100 TL. Yağışların da etkisiyle vatandaşlar ürünlerini bir an önce öğütüp kış hazırlıklarını tamamlamak istiyor.” dedi.
Temo Oğulları Un Değirmeni işletmecisi Nejdet Ereli (48) ise babasından devraldığı mesleği sürdürdüğünü belirterek, kış hazırlıkları nedeniyle gece gündüz çalıştıklarını söyledi. Yaklaşık 40 yıldır vatandaşlara hizmet verdiklerini anlatan Ereli, “Yaz kış sürekli değirmenin başındayım. Ailemin geçimini bu işle sağlıyorum. Kış hazırlıkları nedeniyle ciddi bir yoğunluk yaşıyoruz. Gece gündüz çalışıyoruz. Günlük yaklaşık 50 torba buğday öğütüyoruz.” diye konuştu. (DHA)
Görüntü Dökümü
--------------------------
-Un değirmenlerinden detay
-Un torbalarından detay
-Makinalardan çıkan un
-Çuvallara konulan un
-Kadınların mısır yıkaması
-Kadınların bulgur yapması
-Genel detaylar
-Şivan Oğuz ile röportaj
-Nejdet Ereli ile röportaj
Haber: Yaşar KAPLAN/YÜKSEKOVA (Hakkari), (DHA)