1) İSTANBUL'DA GÖZALTINA ALINAN ÇAĞLA ÖZ TANÇALAN, VAN'A GETİRİLDİ
VAN’da düğünündeki görüntülerle gündeme gelen ve ‘suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama’ suçundan tutuklanan Mehmet Fatih Tançalan’ın İstanbul’da gözaltına alınan eşi Çağla Öz Tançalan, Van’a getirildi.
Sanal medya ünlüsü Çağla Öz Tançalan ile sanal medyada ‘Vanlı Kara Haydar’ olarak tanınan Mehmet Fatih Tançalan’ın geçen pazar günü Van’da düzenlenen düğününe ait görüntüler, medyada geniş yer buldu. Görüntüler üzerine Van Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı. Gözaltına alınan Mehmet Fatih Tançalan, ‘suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama’ suçundan sevk edildiği nöbetçi sulh ceza hakimliğince tutuklandı.
Soruşturma kapsamında hazırlanan MASAK raporunda ismi geçen Çağla Öz Tançalan’ın annesi N.O. İstanbul’da, Mehmet Fatih Tançalan’ın yakını M.S.T. ise 2 gün önce Muradiye ilçesinde gözaltına alındı.
Hakkında gözaltı kararı bulunan Çağla Öz Tançalan da dün İstanbul’da Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince gözaltına alındı. İstanbul’daki işlemlerinin ardından uçakla Van Ferit Melen Havalimanı’na getirilen Tançalan, sağlık kontrolünden geçirilmek üzere Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürüldü. Sağlık kontrolünün ardından Van Emniyet Müdürlüğü’ne getirilen Çağla Öz Tançalan’ın, buradaki işlemlerinin tamamlanmasının ardından adliyeye sevk edilmesi bekleniyor. (DHA)
Görüntü Dökümü
------------------------
-Çağla Öz'ün görüntüsü
-Adliye genel detay
Orhan AŞAN/VAN, (DHA)-
========================================
2) PATENLERİYLE 10 ÜLKE GEÇİP TÜRKİYE’YE ULAŞTI; HEDEFİ ANITKABİR
ALMANYA’nın Frankfurt kentinden patenleriyle yola çıkan spor eğitmeni Murat Sağlam (53), 43 günde 10 ülkeyi geçerek Türkiye’ye ulaştı. Kocaeli’de mola veren Sağlam, “Ankara’ya yaklaşık 450 kilometre yolum kaldı. Hedefim Anıtkabir’e ulaşarak, Ata'mızın huzuruna çıkmak” dedi.
Almanya’nın Frankfurt kentinden Anıtkabir’e ulaşmak için patenleriyle yola çıkan spor eğitmeni Murat Sağlam, 43 günde Almanya, Avusturya, İtalya, Slovenya, Hırvatistan, Bosna Hersek, Sırbistan, Kosova, Kuzey Makedonya ve Yunanistan olmak üzere geçtiği 10 ülkenin ardından Türkiye’ye ulaşarak 4 bin 200 kilometre yol katetti. Sağlam, Kocaeli’nin Darıca ilçesinde mola verdi.
Almanya doğumlu olan Murat Sağlam, Türkiye’ye patenle gelme fikrinin 5 yıl önce antrenörü ve arkadaşının önerisiyle ortaya çıktığını söyleyerek, "5 yıl önce antrenörüm Mikail Yılmaz ve yardımcısı Suat Tanbi tavsiyesiyle bu projeye başladım. Bana, ‘Almanya’dan çık, Türkiye’ye patenle gel’ dediler, bu fikir zihnime yerleşti. 5 yıl boyunca bunun için hazırlanıp, ayaklarımın her birine 60’ar kilogram ağırlık takıp, bisiklet sürdüm. Antrenörümün verdiği disiplin, spor anlayışı ve iyi beslenmeyle bugün Türkiye’ye ulaşmış bulunuyorum" dedi.
Frankfurt’tan 7 Temmuz’da yola çıktığını belirten Sağlam, Avusturya, İtalya, Slovenya, Hırvatistan, Bosna Hersek, Sırbistan, Kosova, Kuzey Makedonya ve Yunanistan üzerinden Türkiye’ye ulaştığını söyledi. Sağlam, “Frankfurt’tan 7 Temmuz’da yola çıktım. Bugün 43’üncü günüm ve Darıca’nın Bayramoğlu Mahallesi’ne kadar geldim. Ankara’ya yaklaşık 450 kilometre yolum kaldı. Hedefim Anıtkabir’e ulaşarak, Ata'mızın huzuruna çıkmak” dedi.
‘UMUT KÖPRÜSÜ OLMAK İSTİYORUM’
Yolculuğunun yalnızca sportif bir hedef olmadığını belirten Sağlam, özellikle çocuklara ve gençlere örnek olmak istediğini anlatarak, "İnsanların yapmak istedikleri her şeyi başarabileceklerini göstermek istiyorum. Bu yolculuğun bir umut köprüsü olmasını istiyorum. Çocuklara spor yaptırıyorum, sporculara ultra spor çalıştırıyorum ve atletizmle uğraşıyorum. İnsanlara, ‘İstediğiniz zaman her şeyi başarabilirsiniz’ mesajını vermek istiyorum" diye konuştu.
PATENLERİNİN BAKIMINI YOLDA YAPIYOR
Yolculuk boyunca farklı ülkelerdeki insanlardan ilgi gördüğünü belirten Sağlam, bazı kişilerin kendisini evlerine davet ederek misafir ettiğini söyledi. Patenlerinin bakımını da yol boyunca kendisinin yaptığını anlatan Sağlam, yanında yedek tekerlekler ve bir çift yedek paten taşıdığını belirtti. Sağlam, "Her 300-400 kilometrede patenlerimin tekerleklerini değiştirmek zorunda kalıyorum, bu nedenle yedek tekerleklerimi sürekli yanımda taşıyorum. Bir çift yedek patenim de var, yolda hem kendimin hem de ekipmanlarımın bakımını yapmak zorundayım" dedi.
4 BİN 200 KİLOMETRE YOL KATETTİ
Frankfurt’tan çıktığı günden bu yana yaklaşık 4 bin 200 kilometre yol katettiğini ifade eden Sağlam, Ankara'ya ulaşarak yolculuğunu tamamlamak istediğini söyledi. Sağlam, "Yol boyunca karşılaştığım bütün güzel insanlara ve bana destek olan arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Bu yolculuğun sonunda Anıtkabir’e ulaşıp Ata'mızın huzuruna çıkmak benim için en büyük mutluluk olacak" ifadelerini kullandı. (DHA)
Görüntü Dökümü
--------------------
-Almanya'dan yola çıkarken görüntüler
-Kocaeli'de paten kayarken görüntü
-Röportaj
Haber-Kamera: Erol POLAT/DARICA(Kocaeli),(DHA)
=============================================
3) KADINLARIN EL EMEĞİ ÜRÜNLERİ, DEZAVANTAJLI ÖĞRENCİLERİN EĞİTİMİNE DESTEK OLUYOR
EDİRNE’nin Keşan ilçesi Kent Konseyi Kadın Meclisi El Emeği Birimi tarafından ‘Her ilmek eğitime destek’ sloganıyla hazırlanan el emeği ürünler, ihtiyaç sahibi öğrencilerin eğitimine destek olmak amacıyla sergide satışa sunuldu.
Keşan Kent Konseyi Kadın Meclisi El Emeği Birimi tarafından Kent Müzesi bahçesinde kurulan sergide, kadınların el emeği ve göz nuruyla hazırladığı ürünler, ihtiyacı olan öğrencilerin eğitimine destek olmak amacıyla satışa sunuluyor. Kadınların hazırladığı el emeği ürünler, düzenlenen organizasyonla halkın beğenisine sunuluyor. Özenle hazırlanan ürünlerden elde edilen gelir, dezavantajlı öğrencilerin eğitim ihtiyaçlarının karşılanmasına katkı sağlamak amacıyla değerlendiriliyor.
‘EL EMEĞİNİ DAYANIŞMAYA DÖNÜŞTÜRÜYORUZ’
Keşan Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Şaziye Günbeyi, "Burada kadınlarımızın el emeğini dayanışmaya dönüştürüyoruz. Amacımız çocuklarımızın eğitim yolculuğuna küçük de olsa bir destek olmak ve toplum olarak dayanışmanın gücünü göstermek. Herkesi sergimizden alışveriş yapmaya davet ediyorum. Sergimizde kadınlarımızın ördükleri, patik, yelek, yemeni ve giyim eşyaları var. İhtiyacı olan öğrencilerimize destek olmak için sergimizi açtık. Elde ettiğimiz gelirin tamamını eğitime destek amaçlı kullanacağız" dedi.
'ÖĞRENCİLERİMİZ ÇOK KIYMETLİ'
Keşan Kent Konseyi Yürütme Kurulu Üyesi Sevinç Cebeci de kadınların el emeği ürünlerini sergide satıp, geliriyle ihtiyacı olan öğrencilere eğitim desteği sağlayacaklarını ifade ederek, “Cuma ve cumartesi günleri, Keşan Kent Müzesi bahçesinde 16.00 ila 00.00 saatleri arasında sergimizi açıyoruz. İhtiyacı olan öğrencilerimiz bizler için çok kıymetli. Onların yüzlerinde gördüğümüz gülümseme, hepimizi mutlu edecektir. Hepimiz anneyiz, babayız. İhtiyacı olan öğrencilerimiz için kadınlar olarak el ele verdik. Tüm halkımızı eğitime destek vermek amacıyla sergimize bekliyoruz" diye konuştu.
Sergiden alışveriş yapanlar ise eğitime destek amacıyla başlatılan çalışmayı takdir ettiklerini söyledi. (DHA)
Görüntü Dökümü
----------------------
-El emeği ürünleri sergisi
-Satılan ürünler
-Sergide satış yapan kadınlar
-Sergiden alışveriş yapanlar
-Örgü ören kadın
-El emeği birimindeki kadınlar
-Kadın Meclisi Başkanı Şaziye Günbeyi röp.
-Yürütme Kurulu Üyesi Sevinç Cebeci röp.
-Detaylar
Haber-Kamera: Ünsal YÜCEL/KEŞAN(Edirne),(DHA)-
=============================================
4) ANTALYA'DA ÜRETİLEN SEBZE VE MEYVENİN FİYATI TEZGAHA ULAŞANA KADAR 2 KATINA ÇIKIYOR
TÜRKİYE'nin önemli yaş sebze ve meyve üretim merkezlerinden Antalya'da mevsim şartları sayesinde 12 ay üretim yapılabiliyor. Yaz- kış aralıksız üretimi devam eden ürünler tarladan pazar ve market tezgahlarına ulaşana kadar çeşitli aşamalardan geçerken, hal, paketleme, işçilik ve nakliye gibi kalemlerin eklenmesiyle ürünlerin fiyatları 2 katına kadar çıkıyor.
Antalya'da sebze ve meyvenin tarladan tüketicinin sofrasına uzanan yolculuğu, üretimden hasada, halden paketlemeye ve nakliyeden market rafına kadar birçok aşamadan geçiyor. İklim koşulları sayesinde yılın 12 ayı üretimin sürdüğü kentte yaz döneminde üretim yüksek kesimlere kayarken, sahil bölgelerinde yeni sezon hazırlıkları başlıyor. Antalya'da tarlada başlayan üretim süreci, hasat, hal, seçme, paketleme, gıda güvenliği kontrolleri ve nakliye aşamalarının ardından pazar ve marketlerde tüketiciyle buluşarak tamamlanıyor. Üreticiden çıkan ürünün fiyatı ise hal, paketleme, işçilik, nakliye ve satış noktalarındaki giderlerin eklenmesiyle tüketiciye ulaşıncaya kadar değişiyor. Toptancı halinden 30 liraya çıkan bir ürün pazar ve market tezgahlarına gelene kadar 60 lirayı buluyor.
12 AY ÜRETİM
Antalya'da yaklaşık 35 yıldır çiftçilik yapan Salih Gök, iklim şartları sayesinde yılın 12 ayı üretim yapabildiklerini söyledi. Bu yıl hava şartları ve yağışların üretimi etkilediğini anlatan Gök, "Bu yıl verimimiz biraz zayıftı. Hava şartları ve yağışlar nedeniyle hastalıklarla mücadelemiz daha zor oldu. Bu yüzden verimimiz düştü. Ama yine de ürünlerimizi aldık. Şu anda yaylada üretim devam ediyor" dedi.
MUZDA İLK HASAT 11-12 AYI BULUYOR
Üretici Ahmet Gümüş, muz, zeytin ve portakalın yanı sıra serada domates ve biber yetiştirdiğini kaydederek, "Muzun ilk dikiminden itibaren yaklaşık 11-12 aylık büyüme süresi var. İlk hasattan sonra süreç yaklaşık 6 aylık dönemlere düşüyor. Hasat ettiğimiz muzları buraya alıcılar gelirse yaklaşık 35- 40 liradan alıyor. Daha sonra ürün soğuk hava deposuna götürülüyor ve buradan ihracata çıkabiliyor. Bütün bunlar ciddi emek isteyen işler. Üretime başlarken fidana para veriyoruz, gübreye para veriyoruz. Yaz kış sürekli ayaktayız" diye konuştu.
GÜNDE YAKLAŞIK 500 KİLO DOMATES TOPLAYAN İŞÇİNİN ÜCRETİ 2 BİN TL
Tarımda işçiliğin üretimin önemli aşamalarından biri olduğunu söyleyen Gümüş, "Bölgede günlük işçi ücretleri yaklaşık 1600- 1700 liradan başlayıp 2 bin liraya kadar çıkıyor. Ağırlıklı olarak Suriyeli işçiler çalışıyor. Bir işçi günde ortalama 50 kasa, yaklaşık 500 kilogram domates topluyor" dedi.
'İHRACAT DOMATES FİYATLARINI DOĞRUDAN ETKİLİYOR'
Domates fiyatlarında dönemsel olarak önemli değişiklikler görülebildiğini söyleyen Gümüş, ihracatın da fiyatların oluşumunda etkili olduğunu belirtti. Ahmet Gümüş, "Domatesin kilogram fiyatının 50- 60 liranın altında olmaması gerektiğini düşünüyoruz. Buna rağmen zaman zaman ürünümüzü 35- 40 liraya, hatta fiyat düştüğünde 15- 20 liraya satmak zorunda kalıyoruz. Bir domates fidesinin fiyatı yaklaşık 60 liraya kadar çıkarken, halde domatesin kilogram fiyatı 15 liraya düşebiliyor. İhracatın durumu da fiyatları doğrudan etkiliyor. İhracat olduğunda domatesin fiyatı 50- 60 liraya, bazı dönemlerde daha yukarı çıkabiliyor. Ancak ihracatta kısıtlama olduğunda veya dışarıya yeterince ürün gönderilemediğinde ürün iç piyasada kalıyor. Bu da fiyatların hızla düşmesine neden oluyor" diye konuştu.
ÜRÜN HALDE ALICIYLA BULUŞUYOR
Antalya Toptancı Hali'nde komisyonculuk yapan Kazım Akbulut, üreticiden gelen ürünlerin tedarikçi, market ve ihracatçılarla burada buluştuğunu kaydederek, "Üreticiler toprağını hazırlıyor, fidelerini ekiyor, bakımını yapıyor ve ciddi bir masraf üstleniyor. Ürün hasat edildikten sonra hale getiriliyor. Biz de burada üretici ile alıcı arasında aracılık yapıyoruz. Tedarikçiler, marketler ve ihracatçılar var. Üreticinin getirdiği ürünleri bu alıcılara satıyoruz. Fiyatlar ise ağırlıklı olarak piyasadaki arz ve talebe göre belirleniyor. Arz ve talep durumuna bağlı olarak fiyatlar yükseliyor, düşüyor veya bir süre istikrarlı şekilde devam ediyor" dedi.
'HALDEKİ ÜRÜN PAKETLENİP YOLA ÇIKIYOR'
Halden alınan ürünün doğrudan market rafına gitmediğini, satış noktasına göre yeniden hazırlanması gerektiğini anlatan Akbulut, "Ürün üreticiden ham şekilde alındıktan sonra ihracatçı, market veya tedarikçi tarafından işleniyor. Bunun için işçi çalıştırılıyor, depo kullanılıyor, ambalaj malzemesi alınıyor; elektrik, su ve benzeri giderler oluşuyor. Ürünler markete veya yurt dışına gidecek şekilde seçiliyor, hazırlanıyor ve paketleniyor. Ardından nakliye araçlarıyla tüketiciye ulaştırılıyor. Ürün İstanbul'daki veya Erzurum'daki bir markete gidecekse burada ham şekilde alınıyor, seçiliyor ve o marketin ihtiyacına göre paketleniyor. Daha sonra nakliyeyle ilgili şehre gönderiliyor" diye konuştu.
30 LİRALIK DOMATESİN MALİYETİ MARKETE GİDENE KADAR 42 LİRAYI BULUYOR
Ürünün tüketiciye ulaştırılması sürecinde gıda güvenliği kontrollerinin de gerçekleştirildiğini söyleyen Akbulut, numunelerin laboratuvarlara gönderilerek tahlil yaptırıldığını aktardı. Ürünün halden çıkış fiyatıyla tüketiciye ulaştığı noktadaki fiyatın aynı olmasının mümkün olmadığını kaydeden Akbulut, "Buradan çıktıktan sonra üzerine işçilik, ambalaj, elektrik, su, zayiat ve nakliye gibi maliyetler ekleniyor. Örneğin burada 30 TL olarak belirlediğimiz bir domatesin İstanbul'a ulaşana kadarki maliyeti yaklaşık 40-42 TL'yi bulabiliyor" dedi. Tarımda fiyatların yalnızca üretim maliyetlerine bağlı olmadığını da belirten Akbulut, hava koşulları, üretim miktarı, ürün çeşidi ve tüketici talebinin de piyasayı doğrudan etkilediğini söyledi.
'15 LİRAYA DOMATES SATIYORUM'
Fiyatların pazarda uygun olduğunu söyleyen pazarcı esnafı Ersin Tüzün ise "Fiyatlar pazarda ucuz ama halde pahalı. Dengeyi kimse bir türlü ayarlayamıyor. 15 liraya domates satıyorum, bir bardak çay parası. Patlıcan 25, salatalık 15 lira. Halden 12 ila 14 lira arasında satın alıyorum. Fiyatlar cinsine ve kalitesine göre değişiyor" diye konuştu.
Pazarda alışveriş yapan Turhan Sümer de "Bence pahalı ama marketler daha pahalı. Pazar ve market arasında uçurum var. Burada 50 TL ise markette 100 TL" dedi.
PAZARDA 30- 50, MARKETTE 50- 100 LİRA
Antalya'da yetiştirilen ürünün tarladan başlayan yolculuğunun son aşaması olan pazar ve market fiyatlarında ürünün çeşidi ve kalitesine göre farklılık görülüyor. Pazarda domates kalite ve çeşidine göre 15 liradan başlayıp 80 liraya kadar çıkarken, domateslerin büyük bölümü 30- 50 lira aralığında tüketiciyle buluşuyor. Patlıcanın kilogramı 25, salatalık 15, limon 50 ve biber 50 liradan satılıyor. Marketlerde ise domatesin kilogram fiyatı çeşidi ve kalitesine göre 50 liradan başlayıp 100 liraya kadar çıkıyor. Marketlerde patlıcan 70, salatalık 30, limon 100 liradan satılırken, biber çeşitlerinde fiyatlar 50 ile 100 lira arasında değişiyor. (DHA)
Görüntü Dökümü
--------------
-Antalya halinden drone görüntüleri
-Çalışanlar detay
-Pazarlıklardan detay
-Meyve sebzelerden yakın plan detaylar
-DHA muhabiri İrem BAŞDAŞ'ın ANONSU
-RÖP: Kazım Akbulut (Antalya Toptancı Hali'nde komisyoncu)
-DHA muhabiri İrem BAŞDAŞ'ın ANONSU
-RÖP: Salih Gök (Üretici)
-RÖP: Ahmet Gümüş (Üretici)
-Semt pazarından detaylar
-RÖP: Ersin Tüzün (Pazar esnafı)
-DHA muhabiri İrem BAŞDAŞ'ın ANONSU
-RÖP: Turhan Sümer (Pazarda alışveriş yapan vatandaş)
-Market fiyatlarından detay
Haber: İrem BAŞDAŞ- Kamera: Burak YALMAN/ANTALYA, (DHA)-
=============================================
5) PARÇALARI TAMİRDE KULLANILMAK İÇİN AYRILAN YARIM ASIRLIK SAAT, BİN 500 DOLARDAN VİTRİNE ÇIKTI
BURSA’da saat tamircisi Hüsni Kemal Kalkan (72), 1974 yılında, parçalarını diğer saatlerin tamirinde kullanmak üzere ayırdığı kinetik saatini, 2 yıl önce eksik parçasını bularak onardı. Kalkan, yeniden kullanılır hale getirdiği hareketle çalışan saati, oğlu Fatih Kalkan (43) ile birlikte işlettiği 18 metrekarelik dükkanının vitrininin baş köşesine koydu. Yarım asırlık saat, bin 500 dolardan alıcısını bekliyor.
Kuzey Makedonya’nın başkenti Üsküp’te dünyaya gelen Hüsni Kemal Kalkan, 1955 yılında, 1 yaşındayken ailesinin Bursa’ya yerleşmesi üzerine burada büyüdü. İlkokulun ardından saat tamircisi Reşat İmamoğlu’nun yanında çırak olarak işe başlayan ve zaman içerisinde mesleğin inceliklerini öğrenen Kalkan, askerlik görevinin ardından ustasının teklifiyle saatçiye ortak oldu. 58 yıldır saat tamirciliğini sürdüren Kalkan, 13 yıldır da oğlu Fatih Kalkan ile birlikte 18 metrekarelik dükkanında birlikte çalışıyor. Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte mekanik ve kinetik saatlere ilginin azaldığını, sadece meraklılarının klasik saatleri kullanmaya devam ettiğini söyleyen Kalkan, talep azalınca meslekte çırak da yetişmediğini belirterek, “Oğlumu okuttum ve memur olsun, resmi dairede çalışsın dedim. Ancak o da saatçi oldu. Yetenekli olduğu için ben de bir şey diyemedim. Meslek artık son demlerini yaşıyor” dedi.
‘DÜKKANA GELİP, ‘USTA ÇIRAK LAZIM MI?’ DİYE SORARLARDI’
Saat tamirciliğine ilginin her geçen gün azaldığını belirten Hüsni Kemal Kalkan, “Eskiden dükkana gelirlerdi ve ‘Usta çırak lazım mı?’ diye sorarlardı. Şimdi kimse böyle bir talepte bulunmuyor. Herkes, nasıl rahat kazanırım, nasıl rahat yaşarım derdinde. Eskiler derdi ki çırağı verdiğin zaman bir iş yerine, ‘Eti senin, kemiği benim’ diye bir tabir kullanılırdı. O usta ile çırak arasındaki ciddiyetti. Kimseye bir şey diyemiyorsun, herkes bildiğini okuyor. ’Ben ustayım’ diyor” diye konuştu.
52 YIL SONRA TAMİR EDİP, KULLANILIR HALE GETİRDİ
Zanaatının sabır ve emek istediğine dikkat çeken Kalkan, 1974 yılında parçalarını diğer saatlerin tamirinde kullanmak üzere ayırdığı kinetik saati, 52 yıl sonra tamir edip, yeniden kullanılabilir hale getirdiğini söyledi. Kalkan, zaman içinde kullandığı parçaları tekrar topladı ancak saatin bir parçası eksik kaldı. En son parçayı da yakın bir zamanda İstanbul’dan bulup, yarım asırlık, hareketle çalışan saati tamir edip, dükkanının vitrininin baş köşesine koydu. Bin 500 dolardan alıcısını bekleyen saatin eksik parçasını 2 yıl önce bulabildiğini söyleyen Hüsni Kemal Kalkan, “1974’te parçasını kullanmak için söktüğüm bir modeldir. O dönem bu saatlerden çok vardı ve ben de içindeki malzemesini diğer saatleri tamir etmek için yedek parça olarak kullandım. Dükkanımızda atıl halde duruyordu. Saatin zaman içerisinde değerinin arttığını fark ettim ve ondan sonra eksik parçasını İstanbul’da bularak, satın aldım ve geri taktım. Saati tekrar çalışır hale getirdim. Bunların parçası artık üretilmiyor ve çok zor bulunuyor. Bunlar ‘hareketle çalışan’ otomatik saatlerdir. Biz, 2 yıl önce tamirini yaparak çalışır hale getirdiğimiz saati bin 500 dolara satıyoruz ancak normalde piyasada daha yüksek fiyatlara satılabiliyor. 52 yıldır bende olan bu saat vitrinde alıcısını bekliyor. Müşterisi muhakkak çıkacaktır. Bu nasip kısmet işidir” ifadelerini kullandı.
‘SAAT, SAATÇİDEN ALINMALI’
Dükkanda 13 yıldır saat tamirciliği yapan Fatih Kalkan ise mesleği babasından öğrendiği için şanslı olduğunu söyledi. Parçası temin edilebilen her saati tamir ettiklerini belirten Kalkan, şöyle konuştu:
“Babamdan saatçiliği öğrenmek benim için büyük bir şans. Bu konu benim için biraz duygusal bir konu. İşi öğrenene kadar bir sürü hatam olmuştur. Sağ olsun babam beni hep idare etmiştir. Babanın ustan olması güzel bir şey. Benim el yeteneğim vardı ama sanırım benim çocuklarıma çok yansımamış. Şimdilik onların saatçiliğe ilgisi yok gibi gözüküyor. Dükkanımıza şehir dışından gelen müşterilerimiz de çok oluyor. Yurt dışından gelen sabit müşterilerimiz de var. Akıllı saatler de uzun zamandır hayatımızda varlar. Bunların onarımı konusunda saatçilerin imkanları çok kısıtlı. Elektronik bir malzeme olduğu için daha çok elektronikçiler ve telefoncular tamir işlemleriyle ilgileniyor. Elimizde parçası olan bir saat ise biz arızasını mutlaka gideririz. Saati, saatçiden almak her zaman için iyi bir şeydir. Bu her sektör için geçerli. Saati saatçiden, altını kuyumcudan, televizyonu elektronik marketten alacaksın.” (DHA)
Görüntü Dökümü
------------------------------------------
-Yarım asırlık saatten detaylar
-Saatlerden genel detaylar
-Hüsni Kemal Kalkan'ın saat tamir etmesi
-İşletmeden ve ürünlerden genel görüntüler
-Saat tamircisi Hüsni Kemal Kalkan röportaj
-Fatih Kalkan röportaj
Haber: Memet Can YEŞİLBAŞ-Kamera: Kutay SALİ/ Bursa,(DHA)
=============================================
6) OTOMOBİL OTOPARKA UÇTU, SÜRÜCÜ YARALANDI
MALATYA'da otoparka uçan otomobilin sürücüsü yaralandı, 3 minibüs ise hasar gördü.
Kaza, dün akşam saatlerinde, Buhara Bulvarı'nda meydana geldi. Sürücüsünün kontrolünü yitirdiği 44 AHL 226 plakalı otomobil, otoparka uçtu. Çevredekilerin ihbarıyla bölgeye sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Yaralanan otomobil sürücüsü, ilk müdahalesinin ardından ambulansla kaldırıldığı Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde tedaviye alındı. Otomobil, park halindeki 3 minibüste de hasara neden oldu.
Polis ekipleri, kazaya ilişkin inceleme başlattı. (DHA)
Görüntü Dökümü
--------------------------------
-Kaza yeri görüntüleri
-Hasar alan minibüslerin görüntüsü
-polis ekiplerin olay yerinde inceleme görüntüleri
-Genel ve detay görüntüler
Haber- Kamera: Cahit ÖZÇELİK-MALATYA-DHA
==========================================
7) SEMİH ÖĞRETMENİN EĞİTİM VERDİĞİ 9 ÖĞRENCİ, ÜNİVERSİTELERİN MÜZİK BÖLÜMÜNE YERLEŞTİ
MARDİN’in Midyat ilçesinde Halk Eğitimi Merkezi’nde görev yapan müzik öğretmeni Semih Öksüz, 4 yılda 9 öğrencisini ücretsiz eğitim vererek üniversitelerin müzik bölümlerine hazırladı. Öğrenciler, farklı üniversitelerin müzik bölümlerine yerleşmeyi başardı.
Trabzon’dan Midyat’a gelen ve 4 yıldır Halk Eğitimi Merkezi’nde görev yapan müzik öğretmeni Semih Öksüz, üniversitelerin özel yetenek sınavlarına hazırlanan öğrencilere ücretsiz enstrüman, ses ve kulak eğitimi ile müzik teorisi ve ritim dersleri veriyor. Öksüz’ün eğitim verdiği 9 öğrenci, farklı üniversitelerin müzik öğretmenliği ve konservatuarına yerleşti. Öğrencilerin hazırlık sürecinde piyano, gitar, bağlama ve darbuka gibi enstrümanlarda çalışmalar yapılırken, ses ve kulak eğitimi, müzik teorisi, ritim ve özel yetenek sınavlarına yönelik çalışmalar da gerçekleştirildi.
‘KENDİMİ YAVRULARIMIZI YETİŞTİRMEYE ADADIM’
Halk Eğitimi Merkezi Müzik Öğretmeni Semih Öksüz, “Trabzonlu bir öğretmenim. Midyat’ta 5 yıldır görev yapıyorum. Bunun 4 yılını Halk Eğitimi Merkezi bünyesinde geçirdim. Midyat’a geldiğimden beri gördüğüm tek bir problem vardı. Midyat’ın akademik anlamda yerli müzisyenleri yoktu. Sahnelerde gördüğümüz çok fazla müzisyen vardı fakat akademik olarak kendini yetiştirmiş, yerli müzik öğretmenleri yoktu. Kendimi bu yola adadım ve Midyat’ta çocuklarımızı tek tek bulup bunları müzik sınavlarına hazırlamaya karar verdim. 4 yıldır bu faaliyeti yürütüyoruz. Şu ana kadar 9 çocuğumuzu üniversitelere yolladık. Bugün için çok önemli gözükmeyebilir ama aradan yıllar geçtikçe, 2-3 yıl sonra Midyat ilçemiz kendi donanımında, akademik anlamda kendi yetiştirmiş müzik öğretmenlerine kavuşacaktır. Özellikle Midyat gibi dinler ve diller kenti olan bir bölgede, kültürel anlamda 2 bin yıldan daha eskiye uzanan bir bölgede, çok uluslu ve demografik yapısı farklı bahçelere açılmış, mozaiği tamamen içselleştirildiği bir kentte kültürel ve sanatsal çalışmalar daha fazla büyük önem arz etmekte. Ben de bu anlamda bu çocuklarımızı, bu yavrularımızı bu alanda yetiştirmeye kendimi adadım ve çok da güzel bir sonuç çıkardığımızı düşünüyorum” dedi.
‘SEMİH HOCA’NIN İZİNDEN İLERLEMEYİ DÜŞÜNÜYORUM’
Harran Üniversitesi Müzik Öğretmenliği Bölümü Öğrencisi Nilay Yıldırım, öğretmeninin izinden ilerlemeyi istediğini belirterek, “Küçükken müziğe başlamıştım. Piyano çalmaya ilgim vardı. Öyle alıştım. Daha sonra yaşım ilerledikçe müziği sevdiğimi fark ettim. Sonra üniversite okumak için de harekete geçtim. Yetenek sınavları için de bir öğretmene ihtiyacım vardı. Sonra Semih Hoca ile tanıştım. Beni çok yönlendirdi. Onun sayesinde çok özgüven kazandım. Çok fazla katkısı oldu bana. Semih Hoca, Halk Eğitim’de ücretsiz eğitim veriyor. Bu, Midyat için çok büyük bir şans. Çünkü daha önce Midyat’ta böyle bir kurs veya böyle bir hoca yoktu. Böyle şeyler yapan ve bu fırsattan yararlanmak isteyen herkesi Halk Eğitimi Merkezi’ne davet ediyorum. Çünkü bu, kaçırılmayacak bir fırsat. Semih Hoca olmasaydı eğer ben istediğim yere gelebileceğimi düşünmüyorum. Çünkü bu işlere başlamama kendisi vesile oldu. Daha önce bu kadar büyük heveslerim yoktu. Kendisi sayesinde yapabileceğime inandım ve yaptım çok şükür. Semih Hoca sayesinde bu işe başladım ve başardım. Hayallerime kavuştum. Kendisi sayesinde ailemi de gururlandırdım. Ben de bir müzik öğretmeni olup Semih Hoca’nın izinden ilerlemeyi düşünüyorum” diye konuştu.
‘BABAMLA KONUŞTU, YOL HARİTASI ÇİZDİK’
Konya Selçuk Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Bölümü Öğrencisi Özlem Atay ise yaz tatilinde bile öğretmeninin kendisine desteğini sürdürdüğünü belirterek, “Halk Eğitim’de ilk tanıştığım kişi Semih Hoca oldu. Burada ders veriyormuş, bilmiyordum. Gitar dersi ile başladık. Sonra kulak dersleri, teorik kısımları çalıştık. Semih Hoca, bendeki müzik okuluna gitme isteğimi fark etti. Sonra babamla konuştu, nasıl ilerleyebiliriz diye bir yol haritası çizdik. Semih Hoca’nın kurduğu Midyat Çok Sesli Korosu da vardı. Onlarla konserlere devam ediyorduk. 1 yıl boyunca derslere devam ettik. O süreçte, yaz tatili sürecinde burada olmasa bile yine telefonla iletişim halindeydik. Sonra sınavlara girdim. Sonuçlarla ilgili de iletişim kurmaya devam ettik. Bu şekilde Konya Selçuk Üniversitesi Dilek Sabancı Devlet Konservatuvarı Opera Bölümünü kazandım. Çok mutluydum o an. Çünkü istiyordum, bunun gerçekten olabileceğini bilmiyordum. O yüzden Semih Hoca’ya çok teşekkür ederim. Okul bittikten sonra da burada, belki neden olmasın, bir müzik öğretmeni olmak için bir adım atmış olurum. Onun için mutluyum” dedi.
‘ŞARKI SÖYLEMEYE UTANIYORDUM’
Bu yıl Şırnak Üniversitesi Müzik Öğretmenliği Bölümünü kazanan İslam Evci, daha önce şarkı söylemeye utandığını ancak bunu Semih öğretmen sayesinde aştığını ifade ederek, “Halk Eğitimi Merkezi’ne geldim. Utanıyordum şarkı söylemeye. Bağlama çalmayı da bilmiyordum. Burada Semih Hoca ile tanıştım. Semih Hoca bana şan derslerini, şarkı söylemeyi öğretti. Sağ olsun, onun sayesinde buralara kadar geldim. Sağ olsunlar, çok yardımcı oldular. Şu an ben de özel yetenek sınavına girdim bu yıl Şırnak Üniversitesi’ni kazandım. Herkese öneriyorum. Midyat Halk Eğitimi Merkezi’ne gelsinler.” ifadelerini kullandı.
‘KAZANAMAYACAĞIMI DÜŞÜNÜYORDUM’
Erzurum Atatürk Üniversitesi Müzik Öğretmenliği Bölümü Öğrencisi Azra Nur Taşdemir de kazanamayacağını düşündüğünü ancak Semih öğretmen sayesinde müzik öğretmenliği bölümünü kazandığını ifade ederek şöyle konuştu:
“Ben küçük yaşımdan beri sürekli müzikle ilgiliydim. Şarkı söylemeyi çok severdim. Enstrümanlara bir ilgim vardı ama çalmaya pek imkan bulamıyordum. YKS sürecinden önceden gitar çalmaya az çok başlamıştım. O süreçte müzik öğretmenliğini istediğime karar verdim ve bunun için araştırmalara girdim. Halk Eğitim’de Semih Hoca’nın özel yetenek sınavı için eğitim verdiğini gördüm ve buraya gelmeye karar kıldım. Semih Hoca sağ olsun çok emeği var üzerimde. Öncelikle biraz geç kaldığımı düşündüğüm için biraz korkuyordum. Kazanamayacağımı düşünüyordum. Müzik öğretmenliği için özel yetenek sınavına hazırlanmaya başladım. Özel yetenek sınavına girerek, Atatürk Üniversitesi Erzurum’da Eğitim Fakültesi Müzik Öğretmenliği bölümünü kazandım.” (DHA)
Görüntü Dökümü
-------------
- Midyat Halk Eğitimi Merkezi’ndeki müzik eğitimlerinden detaylar
- Semih Öksüz’ün öğrencilerle çalışması
- Öğrencilerin enstrüman çalması
- Öğrencilerin birlikte müzik çalışması
- Öğrencilerden röportajlar
- Semih Öksüz röportajı
Haber-Kamera: Mehmet Halis NAYIFOĞLU/MARDİN, (DHA)
============================================