‘Organ bağışı başka birinin ikinci hayatı olabilir’
İSTANBUL, (DHA)- ORGAN bağışının kronik organ yetmezliği yaşayan hastalar için hayati önem taşıdığını belirten Genel Cerrahi Uzmanı ve Organ Nakli Merkezi Başkanı Prof. Dr. Ayhan Dinçkan, “Organ nakli bekleyen hastaların yaşam sürelerinin uzaması ve yaşam kalitelerinin artması, bağışlanan organlara ulaşabilmelerine bağlı. Kadavradan organ bağışının artması, canlı vericili nakillere duyulan ihtiyacın azalması açısından da büyük önem taşıyor. Unutmayın; Organ bağışı başka birinin ikinci hayatı olabilir’” dedi.
Organ bağışı, kronik organ yetmezliği nedeniyle yaşamını sürdürmekte zorlanan hastalar için önemli bir tedavi seçeneği sunuyor. Türkiye’de organ bağışına duyulan ihtiyacın devam ettiğine dikkat çeken uzmanlar, bağış bilincinin artırılmasının ve toplumun bu konuda doğru bilgilendirilmesinin önemini vurguluyor. Organ nakli, yalnızca hastaların yaşam süresini uzatmakla kalmıyor, günlük yaşamlarını daha rahat sürdürebilmelerine ve sosyal hayata yeniden katılabilmelerine de katkı sağlayabiliyor. İstinye Üniversitesi Liv Hospital Bahçeşehir Genel Cerrahi Uzmanı ve Organ Nakli Merkezi Başkanı Prof. Dr. Ayhan Dinçkan, organ nakli farkındalık haftası nedeniyle bilgilendirmede bulundu.
‘ORGAN BAĞIŞI BİR HASTANIN YAŞAMINI DEĞİŞTİREBİLİR’
Organ naklinin, organ yetmezliği yaşayan hastalar için önemli bir tedavi seçeneği olduğunu belirten Prof. Dr. Ayhan Dinçkan, “Böbrek, karaciğer, kalp, akciğer, pankreas ve ince bağırsak nakilleriyle hastaların yaşamlarını sürdürmeleri mümkün olabiliyor. Kornea, kemik, tendon, yüz, uzuv ve rahim gibi dokular da nakil amacıyla bağışlanabiliyor. Organ nakli, hastaların yaşam süresini uzatırken günlük yaşamlarını daha sağlıklı ve bağımsız sürdürmelerine de katkı sağlıyor” diye konuştu.
‘KADAVRADAN BAĞIŞIN ARTMASI CANLI VERİCİLİ NAKİL İHTİYACINI AZALTABİLİR’
Kadavradan organ bağışının yetersiz kalmasının canlı vericili nakilleri daha önemli hale getirdiğine dikkat çeken Prof. Dr. Dinçkan, “Organ nakli bekleyen hastaların ihtiyaç duydukları organlara ulaşabilmeleri için kadavradan bağışların artması gerekiyor. İdeal olan, organ ihtiyacının hayatını kaybeden kişilerden yapılan bağışlarla karşılanabilmesidir. Ancak bağış sayısının ihtiyacı karşılamaması nedeniyle canlı vericili nakillere de başvuruluyor. Kadavradan bağışların artması, canlı vericili nakillere duyulan ihtiyacı azaltabilir” şeklinde konuştu.
‘CANLI VERİCİNİN SAĞLIĞI ÖNCELİKLİ OLMALI’
Canlı vericili nakillerde vericinin sağlık durumunun öncelikli olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Dinçkan, “Canlı vericili nakillerde sağlıklı bir kişi böbreklerinden birini veya karaciğerinin belirli bir bölümünü bağışlayabiliyor. Ancak bu karar verilmeden önce vericinin sağlık durumu ayrıntılı şekilde değerlendirilmeli. Ameliyatın ve bağışın taşıdığı olası riskler kişiye açıkça anlatılmalı. Vericinin ameliyat öncesinde ve sonrasında takip edilmesi, hem kısa hem de uzun vadeli sağlık durumunun gözetilmesi büyük önem taşıyor” açıklamasında bulundu.
‘BEYİN ÖLÜMÜ TIBBEN ÖLÜM ANLAMINA GELİYOR’
Beyin ölümü ile koma durumunun birbirinden farklı olduğuna değinen Prof. Dr. Dinçkan, şu bilgileri paylaştı:
“Beyin ölümü, beyin ve beyin sapı fonksiyonlarının geri dönüşümsüz biçimde kaybolmasıdır ve tıbben ölüm anlamına gelir. Beyin ölümü gerçekleşen kişilerde solunum ve dolaşım, tıbbi cihazlarla bir süre desteklenebilir. Ancak bu durum kişinin hayatta olduğu anlamına gelmez.
Koma ise farklı bir tablodur; beyin sapı fonksiyonları devam edebilir ve kişi yaşamını sürdürebilir. Bu nedenle beyin ölümü ile koma kavramlarının birbirine karıştırılmaması gerekiyor” diye konuştu.
“ORGAN BAĞIŞINA İLİŞKİN YANLIŞ BİLGİLER TEREDDÜT OLUŞTURABİLİYOR”
Organ bağışı konusunda toplumda çeşitli kaygıların ve yanlış inanışların bulunabildiğini belirten Prof. Dr. Dinçkan, “Özellikle beyin ölümünün ne anlama geldiği, organların hangi koşullarda bağışlanabildiği ve nakil sürecinde alıcıların nasıl belirlendiği konusunda doğru bilginin yaygınlaşması gerekiyor. İnsanların bağış konusunda tereddüt yaşamasında toplumsal ve kültürel etkenlerin yanı sıra yanlış bilgiler de etkili olabiliyor. Bu kaygıların giderilmesi için sağlık çalışanlarının ve toplumun farklı kesimlerinin birlikte hareket etmesi önemli” ifadelerini kullandı.
‘ORGANLAR TIBBİ KRİTERLERE GÖRE UYGUN ALICILARLA EŞLEŞTİRİLİYOR’
Organ naklinde alıcıların belirlenmesinin belirli tıbbi kriterlere göre yapıldığını vurgulayan Prof. Dr. Dinçkan, “Organların uygun alıcılarla eşleştirilmesinde hastanın sağlık durumu, naklin aciliyeti, organın özellikleri ve doku uyumu gibi kriterler dikkate alınıyor. Kişilerin sosyal veya mesleki konumları bu süreçte belirleyici olmuyor. Organ dağıtımında temel amaç, tıbbi açıdan en uygun eşleşmenin sağlanması ve organın ihtiyaç duyan hastaya ulaştırılmasıdır” dedi.
‘BAĞIŞ KARARINI AİLEYLE PAYLAŞMAK ÖNEMLİ’
Organ bağışında kişinin kendi isteğini ifade etmesinin ve bu kararını ailesiyle paylaşmasının önemine değinen Prof. Dr. Dinçkan, “Organ bağışı konusunda kişinin kararını önceden vermesi ve bu kararını yakınlarıyla paylaşması önemli. Ailenin kişinin isteğini bilmesi, olası bir durumda sürecin daha sağlıklı ilerlemesine katkı sağlayabilir. Bu nedenle organ bağışının yalnızca bireysel bir karar olarak görülmemesi, aile içinde de konuşulması gerekiyor” dedi.
‘BAĞIŞ EKSİKLİĞİ CAN KAYBINA YOL AÇABİLİR’
Türkiye’de 30 binin üzerinde hastanın organ nakli beklediğine dikkat çeken Prof. Dr. Dinçkan, “Organ bağışlarının yetersiz kalması, hastaların ihtiyaç duydukları nakle ulaşmasını zorlaştırıyor. Nakil bekleyen hastalar bu süreçte diyaliz veya tekrarlayan hastane yatışları gibi tedavilerle yaşamlarını sürdürmek zorunda kalabiliyor. Bekleme sürecinin uzaması hastaların günlük yaşamlarını, sosyal hayatlarını ve aile ilişkilerini de etkileyebiliyor. Bu nedenle organ bağışının artırılması yalnızca hastalar için değil, aileleri ve toplum açısından da büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.
‘ORGAN BAĞIŞI BİLİNCİ YIL BOYUNCA DESTEKLENMELİ’
Organ bağışı konusunda farkındalığın yalnızca belirli gün ve haftalarla sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Dinçkan, “Organ bağışı bilincinin toplumda kalıcı hale gelmesi için bilgilendirme çalışmalarının yıl boyunca sürdürülmesi gerekiyor. Organ nakliyle sağlığına kavuşan hastaların hikâyelerinin paylaşılması, nakil bekleyen kişilerin yaşadıklarının anlatılması ve toplumun doğru bilgilerle buluşturulması farkındalığın artmasına katkı sağlayabilir. Organ bağışı, başka bir insana yaşamını sürdürme şansı veren çok değerli bir dayanışma örneğidir” dedi.


