DHA Görüntülü Yurt Haber Bülteni - 3
1) YEŞİL ALTIN' BAHÇEDE 395, TEZGAHTA 550 LİRA
GÜNEYDOĞU Anadolu Bölgesi'nde 'yeşil altın' olarak bilinen Antep fıstığında hasat sürüyor. Bahçede kilosu 395 liraya satılan Antep fıstığı, tezgah ve marketlerde 550 liradan alıcı buluyor. Üreticiler, yıl boyunca bakım ve masraf yaptıkları ürünün düşük fiyatlarla komisyonculara vermek zorunda kaldıklarını belirterek duruma tepki gösterdi. Fıstık üreticisi Mehmet Doğan, “Çiftçi 12 ay bekliyor, aracı 1 ayda bütün karı alıyor” dedi.
'Yeşil altın' olarak bilinen Antep fıstığında hasat sürüyor. Kentte işçiler, sabahın erken saatlerinde gruplar halinde bahçelere gidip 8 saat boyunca ter döküyor. İşçiler, ağaçlarının altlarına branda açıp, elleriyle dallardan tek tek fıstıkları toplayıp, daha sonra çuvallara dolduruyor. Traktörlere yüklenen fıstıklar, ayrıştırılmak üzere tesislere gönderiliyor. Bahçede kilosu 395 liraya satılan Antep fıstığı, tezgah ve marketlerde 550 liradan alıcı buluyor. Yıl boyunca bakım ve masraf yaptıkları ürünün düşük fiyatlarla komisyonculara vermek zorunda kaldıklarını belirten üreticiler, duruma tepki gösterdi. Üreticiler, ürün fiyat farkının denetlenmesini istiyor.
‘YETERİ KADAR FISTIĞIMIZ YOK'
Gaziantep Ziraat Odaları İl Koordinasyon Başkanı Cuma Yiğit, bu yıl beklenen rekoltenin olmadığını söyleyerek, “2-3 seneden beri bizim bu bölgemizde kuraklık vardı. Kuraklıktan dolayı hasadımız, mahsulümüz olmuyordu. Bu sene çok şükür yağışlarımız iyi oldu. Bu sene fıstığımızın var yılıydı ama yeteri kadar fıstığımız yok. Bölge bölge var, bazı bölgelerde hiç yok. Çünkü fıstık 1 sene önceden göz atar, ışkınını sürer, gözü doğar, ondan sonraki yıl mahsul olur. Geçtiğimiz yıl göz atamadığı için bu yıl olmadı. Yeteri kadar rekoltemiz var mı, maalesef yok. Bu sene tahmini 50 bin ton Gaziantep fıstığımız var” dedi.
‘ÇİFTÇİ MAĞDUR’
Fıstık üretiminin yüksek maliyet gerektirdiğini vurgulayan Yiğit, “Üreticilerimiz fiyatlardan memnun değil. Her hasat zamanı böyle oluyor. Fiyatlar hasat zamanı bittikten sonra ikiye katlanmakta. Yani emekçinin emeği yenmemeli. Bu sıcağın altında köylümüz, çiftçimiz kadın-erkek demeden, sıcak-soğuk demeden çalışmaktalar. Onun için çiftçi mutlaka emeğini almalı. Tarlada bir fiyat, pazarda bir fiyat, marketlerde bir fiyat. Bunlar olmamalı. Keşke düzenli bir şekilde sabit bir fiyat olsa üretici de çiftçi de ne kazandığını bilir. Çiftçi burada mağdur” diye konuştu.
‘ARADA YÜZDE 40 KAR VAR’
Hasat döneminde çalışan işçilerin de günlük 2 bin lira yevmiye aldığını belirten Cuma Yiğit, mazot ve diğer girdi maliyetlerinin üreticiyi zorladığını belirterek, “Fıstık deyince kolay bir şey düşünülüyor ama maliyeti çok fazla. Tarla en az 6 sefer sürülmeli. Her sene budama yapılmalı. Bir budamacının yevmiyesi 2 bin 500 lira. Şu an hasat zamanı. Kadın erkek, çoluk çocuk topluyorlar. Yevmiyeleri 2 bin lira. Buna rağmen de fıstığın hasat zamanı fiyatı düşmekte. Tarlada 395 liraya fıstık satılıyor, markette veyahut tablada 550 liraya satılmakta. Aradaki farka bak. Bizden ucuz çıkıyorsa halkımız da ucuz yesin desek o da yok. Bu ‘yeşil altın’ dediğimiz fıstık, tarlada 395 liraya satılıp da marketlerde, komisyoncuda 550 liraya satılmamalı. Arada yüzde 40 kar var şu anki hesaplamalara göre. Bu, 1 ay sonra da yüzde 40 değil, yüzde 100 oluyor. Buna yetkililerimizden bir çözüm istiyoruz. Komisyoncularda da bir denetim olsun” ifadelerini kullandı.
’40 DERECE SICAĞIN ALTINDA EMEK VERİYORUZ’
Fıstık üreticisi Mehmet Doğan ise “Bu iş bize dededen kalma. Örnek çiftçi olarak devam ediyoruz. Dedemizden babamıza, babamızdan bize geçti. Biz de çocuklarımıza bırakmaya çalışıyoruz. Bir fıstık ağacının meydana gelip tam randımanlı ürün vermesi 25-35 sene sürüyor. 40 derece sıcağın altında işçilerle emek veriyoruz ancak satışta aradığımız rakamı yakalayamıyoruz. Yılda bir kez hasat oluyor; bunun gübresi, ilacı, budaması ve traktör sürümü var. Mazot pahalı olduğu için sürüm azaldı. Bu da verimi düşürdü. Şu an 2 bin-2 bin 500 TL yevmiye ile fıstığı toplatıp kurutuyoruz. Fıstık bizden 380-400 TL arası alınıyor, marketlerde yüzde 40-50 karla satılıyor. Ezilen çiftçi oluyor” dedi.
‘ÇİFTÇİ 12 AY BEKLİYOR, ARACI 1 AYDA KAZANIYOR’
Doğan, şöyle konuştu:
“Çiftçinin borcu, kredisi var. Traktör, mazot, gübre, budama ve işçi masraflarını ödemesi gerek. Döküm zamanı geldiğinde mecburiyetten ucuz fiyata elinden çıkarıyor çiftçiler. Aracılar ise alıp bekleterek yüksek karla satıyor. ‘Yeşil altın’ fıstığımızın ayakta kalması için devlet büyüklerinden yardım istiyoruz. Alıcı ile üretici arasındaki bu duruma dikkat edilmeli. Fıstık bittiğinde fiyatlar iki katına çıkıyor. Geçen sene 800 TL'ye sattığımız boz baklavalık fıstığı bu sene hasat zamanı 600-650 TL'ye düşürdüler. Çünkü köylünün satmak zorunda olduğunu biliyorlar. Çiftçi 12 ay bekliyor, aracı 1 ayda bütün karı alıyor. Rekoltemiz bu yıl yağışlardan dolayı iyiydi ama işçilik masrafı da arttı, ürün yine para etmedi. Devlet desteğini çiftçinin üzerinden çekmesin, mahsulümüzün değerinde satılmasını sağlasın.”
Görüntü dökümü
---------------
-Hasat dron görüntü
-Çalışan işçiler
-Mehmet Doğan röp
-Cuma Yiğit röp
Haber: Nuray UZATMAZ-Kamera: Ahmet ATMACA-GAZİANTEP-DHA
=====================================================
2) TEKİRDAĞ'DA YAKLAŞIK 3 BİN BİNA RİSKLİ
KUZEY Anadolu Fay Hattı üzerinde bulunan Tekirdağ'da, Valilik ve Namık Kemal Üniversitesi (NKÜ) iş birliğiyle başlatılan 'Deprem Bina ve Envanterleri Projesi' kapsamında yapılan taramalarla, bölgedeki riskli yapılar tespit ediliyor. NKÜ Yapı İşleri ve Teknik Daire Başkanı Dr. Öğretim Görevlisi Ahmet Bal, "Şu an projede yüzde 90 aşamaya gelmiş vaziyetteyiz. Tekirdağ, ciddi deprem riski altında olan bir yer ve 100 yıldır önemli bir deprem olmamış. Bu bölgede ciddi bir deprem riski var ve bu deprem olduğunda da muhtemelen 2-3 bin arasında binamızın ciddi hasar görüp toptan göçmeye gidebileceği belirlendi" dedi.
Tekirdağ'da, NKÜ ve Tekirdağ Valiliği girişimleriyle 1 yıl önce 'Deprem Bina ve Envanterleri Projesi' başlatıldı. Proje kapsamında ilk olarak Çorlu ilçesi pilot bölge seçilirken, devam eden süreçte kapsam genişletildi. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi ve AFAD'ın da destekleriyle 230 bin bina üzerinde tarama başlatıldı. Toplam 50 kişiden oluşan ekiple süren taramalarda yüzde 90 seviyesine ulaşılırken, 2 ile 3 bin arasında binanın, olası depremde ciddi hasar görebileceği veya toptan göçmeye gidebileceği tespit edildi.
NKÜ Yapı İşleri ve Teknik Daire Başkanı Dr. Öğretim Görevlisi Ahmet Bal, Tekirdağ'ın Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde olduğuna dikkat çekerek, "Bildiğiniz gibi ülkemizdeki en aktif fay Kuzey Anadolu Fay Hattı. Bu ülkemizi Van'dan Tekirdağ'a kadar bölen bir fay hattıdır ve Türkiye'deki büyük depremlerin birçoğu bu fay hattında meydana gelmektedir. Son 100 yıllık, hatta 100 yılı aşkın zamanda, Tekirdağ'da önemli bir deprem de olmadı bu fay hattı üzerinde. Ve Tekirdağ bu faya 10 kilometreden daha yakın mesafededir ve nüfus olarak baktığımızda 2 milyon kişi yaklaşık bu fay hattının etrafındadır. Dolayısıyla bu hassasiyet olunca Tekirdağ Valiliği ve Namık Kemal Üniversitesi, Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi ve AFAD'ın da katkılarıyla bina envanter projesini hızlandırdı. Bu bir yıldır devam eden bir projeydi" dedi.
'YÜZDE 90 SEVİYESİNDEYİZ'
Proje kapsamında Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi Deprem Dairesi tarafından oluşturulan yazılımla, taramaların hızlı şekilde yapılabildiğini söyleyen Dr. Bal, "Bu proje kapsamında aslında ilk etabında Çorlu ilçesi merkezi olarak incelenmişti. Çorlu'nun çok iyi bir proje arşivi de vardı. Daha sonrasında proje özellikle Kanada Sismik Tarama Metodu'nun kullanılmasıyla İstanbul Teknik Üniversitesi ve Namık Kemal Üniversitesi'nin yönlendirmesiyle, akademik danışmanlığında 230 bin bina için bu proje genişletildi. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi'nin Deprem Dairesi de bununla ilgili çok iyi bir yazılım oluşturdu. Bu yazılım sayesinde biz binaları çok hızlı bir şekilde denetleme ve gözlemleme imkanına sahip oluyoruz. Şu anda ekip olarak sayımız 15'in üzerinde. Toplamda 50 kişilik kadroyla bu işler yürütülüyor. AFAD'ın, Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi'nin bu konuda çok büyük desteği var. Tabii ki üniversite akademik misyonuyla bu işe liderlik ediyor. Şu an projede yüzde 90 aşamaya gelmiş vaziyetteyiz" diye konuştu.
'2-3 BİN BİNADA GÖÇME YAŞANABİLECEĞİ BELİRLENDİ'
Bölgede toplam 230 bin binada tarama yapmayı hedeflediklerini dile getiren Bal, "230 bin bina hedefindeyiz biz. Bu hedef kapsamında ilk hedefimiz aslında toptan göçme ya da tam göçme dediğimiz şeyi depremde yaşayacak olan binaları tespit etmek ve bu binaları da aslında büyük oranda tespit ettik. Yaklaşık 2 ile 3 bin arasında binamızın deprem sırasında göçme yaşayabileceği belirlendi. Tekirdağ ciddi deprem riski altında olan bir yer ve 100 yıldır önemli bir deprem olmamış. Bu bölgede ciddi bir deprem riski var ve bu deprem olduğunda da muhtemelen 2-3 bin arasında binamızın ciddi hasar görüp toptan göçmeye gidebileceği belirlendi" dedi.
'GÜÇLENDİRME YAPARAK KURTARABİLİRİZ'
Dr. Bal, erken alınacak tedbirlerle, olası yapısal hasara uğrayacak binaların güçlendirilebileceğini belirterek, "Aslında hedeflerimizden bir tanesi toptan göçecek olan binaların belirlenmesi. Bunlar için muhtemelen hem Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürlüğü, hem de belediye kentsel dönüşüm önerebilir. Ama bunun dışındaki binalarımızda özellikle yapısal hasar görme ya da yapısal olmayan elemanların hasar görme ihtimalleri olabilir. Bu hasar görmeleri de biz aslında laboratuvarımızda gerçekleştirdiğimiz çalışmalarla azaltmayı düşünüyoruz çeşitli güçlendirme teknikleriyle. Özellikle yapısal olmayan elemanlarda meydana gelen hasarları, güçlendirme yaparak kesinlikle kurtarabiliriz. Bazı uyguladığımız sönümleyici teknikleriyle, özellikle sönümleyicilerin aktif olarak kullanılmasıyla da toptan göçmeye gidebilecek binaların bile eski haline gelmesi, kullanımına devam etmesi sağlanabilir" ifadelerini kullandı. (DHA)
Görüntü dökümü
-------------------------------
-Tekirdağ'dan genel ve detaylar
-Muhabir Mehmet Yirun anons
-Ahmet Bal ile röp.
Haber- Kamera : Mehmet YİRUN- Mehmetcan ARSLAN/TEKİRDAĞ,(DHA)
=====================================================
3) AYVACIK BARAJI'NDAKİ BALIK ÖLÜMLERİNE İNCELEME
ÇANAKKALE'nin Ayvacık ilçesindeki Ayvacık Barajı'nda toplu balık ölümleri yaşandı. İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından su ve balıklardan numune alınarak inceleme başlatıldı.
Ayvacık ilçesinin içme ve kullanma suyu ihtiyacını karşılayan Ayvacık Barajı'nda balık ölümleri yaşandı. İhbar üzerine İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri, Ayvacık Barajı'nda inceleme yaptı. Saha incelemelerinde, balık ölümlerinin baraj gölünün birden fazla bölgesinde tespit edildiği belirtildi. Kıyılara vuran yüzlerce balığın iri yapıda olduğu görüldü. Ekipler, sudan ve ölü balıklardan numune aldı.
9 Eylül'de Çanakkale'deki Atikhisar Barajı'nda da toplu balık ölümleri yaşanmıştı. (DHA)
Görüntü dökümü
------------------------------
-Ayvacık Barajı'ndan görüntü
-Ölen balıklardan görüntü
Haber - Kamera: İpek YAVAŞ / AYVACIK (Çanakkale), (DHA)
=====================================================
4) DALINDA 5 TL OLAN LİMON, MARKETTE 20 KATINA SATILIYOR
ADANA’da, 215 bin dönüm alanda yetiştirilen erkenci limonun hasadı başladı. Adana Kabzımallar Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Mahsun Doğan, bahçede kilosu 5 TL'ye satılan limon fiyatlarının marketlerde 100 TL'ye kadar yükseldiğini belirterek, "Yetkililer aradaki fiyat farkı konusunda denetimlerini sıklaştırmalı" dedi.
Çukurova'nın bereketli topraklarında 215 bin dönüm alanda yetiştirilen erkenci limonun hasadı başladı. Kentte toplamda 700 bin ton rekolte beklendiği bildirildi. Adana Kabzımallar Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Mahsun Doğan, çiftçilerden 5 TL'ye aldıkları limonları, halde 10 TL'ye sattıklarını kaydetti. Ürünlerin semt pazarlarında kilosu 40 TL'ye satıldığını anlatan Doğan, marketlerde ise fiyatın 100 TL'ye kadar çıktığını anlattı. Doğan, aradaki makasın daraltılması ve tüketicinin korunması için denetimlerin artırılmasını istedi.
'ÜRETİCİDEN TÜKETİCİYE HERKES MAĞDUR'
Hasadın ardından sebze halinde tonlarca limonun satışa hazır hale geldiğini belirten Doğan, "Limonu satmakta ve müşteri bulmakta güçlük çekiyoruz. Sebze halimizde 10 liraya sattığımız limonun fiyatı, halden pazara gidene kadar 10 katına kadar yükseliyor. Bizler burada 10 liraya limon satamazken, marketlerde 100 liraya yakın fiyata satılıyor. Üreticiden tüketiciye herkes mağdur" dedi.
‘FİYAT FARKI DENETİMLERİ SIKLAŞTIRILMALI’
Korsan satışlar yüzünden fiyat makasının büyüdüğünü öne süren Doğan, “Halin dışında korsan ürün satan kişiler bizleri mağdur ediyor. Makas farkının fazla olmasından dolayı tüketiciye ürünleri ucuz fiyatla ulaştıramıyoruz. Bütün ürünlerin denetim altına alınıp, maksimum fiyatla sınırlandırılmalıdır. Tüketicimiz 1 kilo limon almak yerine 5 kilo alacak, hem çiftçinin elinde kalmayacak hem de tüketici ürünü evlerinde yiyebilecek. Yetkililerden aradaki fiyat farkı konusunda denetimlerini sıklaştırmalarını ve gereken önlemleri almalarını istiyoruz” diye konuştu.
'BEBEK BÜYÜTÜR GİBİ EMEK VERDİĞİMİZ ÜRÜNLERİN KARŞILIĞINI ALAMIYORUZ'
Emeklerinin ziyan olmamasını isteyen üretici Özcan Egin ise fiyat farklarına çözüm bulunmasını istedi. Egin, “Aylarca limonu bir bebek büyütür gibi emek vererek yetiştiriyoruz. Gübresi, ilacı derken verdiğimiz emeğin karşılığını alamıyoruz. Bugün tarlalarımızda 5 liradan sattığımız limona alıcı bulamıyoruz. Ürün bolluğu var, ihracat da yapılmadığı için ürün elimizde kaldı. Müşterilerimize fiyatlarımızı söylediğimizde dalga geçtiğimizi düşünüyorlar. ‘Markette 100 liraya kadar fiyatlar çıkıyor’ diye soruyorlar. Aracılar fahiş fiyata satıyor. Biz de mağduruz, tüketiciler de mağdur. Çiftçi yaptığı masrafın karşılığını alamıyor, hasat zamanı geldiğinde elimiz boş kalıyor” ifadelerini kullandı. (DHA)
Görüntü Dökümü
-----------------------
- Kasadaki limonlar
- Adana Kabzımallar Odası Başkanı Mahsun Doğan ile röportaj
- Üretici Özcan Egin ile röportaj
- Pazar tezgahında limon fiyatı
- Market rafında limon fiyatı
- Limondan genel ve detaylar
Haber: Yusuf YILDIZ - Kamera: Anıl ATAR/ADANA, (DHA)
=====================================================
5) AĞRI DAĞI İÇİN UYARI: BUZULLAR KÜÇÜLÜYOR
AĞRI İbrahim Çeçen Üniversitesi (AİÇÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Kaya, Nepal'de yaşanan felaketin ardından buzulların hızla küçüldüğü Ağrı Dağı’na ilişin uyarıda bulundu. Yapılan araştırma ve güncel uydu verilerine göre Ağrı Dağı'nın zirvesini örten takke buzulunda daralma yaşandığını belirten Kaya, "1900'lü yılların başında yaklaşık 15 kilometrekare olan buzul alanı günümüzde yapılan uydu ölçümleriyle yaklaşık 5 kilometrekareye kadar düşmüş durumda. Geçmişte buzul yalakları, buzul vadileri 3 bin 600 metrelere kadar inerken günümüzde neredeyse 4 bin 900 metreye kadar çekilmiş durumda" dedi.
Nepal ile Tibet arasındaki sınır hattında 26 Ağustos günü Langtang Lirung Zirvesi'nin kuzey yüzünde bir kaya-buz kütlesinin kopmasıyla yaşanan sel felaketinde can kaybı bini geçti, kayıp 5 bine yakın kişi ise aranıyor. Dağdan kopan buzulun sebep olduğu felaketi inceleyen Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi (AİÇÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Kaya, Ağrı Dağı'nda da 1840 yılında benzer bir olay yaşandığını bildirdi.
AHURA'NIN KAYBOLUŞU
Türkiye'nin buzul-kaynaklı afet tarihindeki en bilinen olayın 1840 yılında Ağrı Dağı'nın kuzeydoğu eteklerindeki Ahura Vadisi olarak bilinen 'Cehennem Deresi' vadisinde yaşandığını belirten Prof. Dr. Faruk Kaya, "Olayın mekanizması hakkında bilim insanları arasında hala tartışma sürüyor. 2019'da Geomorphology dergisinde yayımlanan bir araştırma, depremin ve olası bir volkanik hareketliliğin tetiklediği hızlı kar-buz erimesinin büyük bir volkanik çamur akıntısı oluşturduğunu öne sürerken, bazı bilim insanları öncelikle devasa bir kaya-buz kütlesinin vadi boyunca yaklaşık 21 kilometre ilerlemesiyle gerçekleştiğini ifade ediyor. Can kaybı için kaynaklarda bin 300 ile bin 700 arasında değişen rakamlar geçiyor; kesin sayı üzerinde tam bir mutabakat yok, ama felaketin ölçeği tartışmasız. Felaketin ardından yerle bir olan, 8'inci yüzyıla kadar uzanan köklü bir geçmişe sahip Ahura köyü kısa bir süre içinde yeniden kuruldu ve bugün Yenidoğan köyü adıyla varlığını sürdürüyor. Geçtiğimiz aylarda yayımlanan bir etnografik araştırmanın da gösterdiği gibi, Nuh peygamber ve çocuklarının buradan dünyaya yayıldığına inanılan bu kadim köyün hikâyesi, yalnızca jeolojik bir olayın değil, bu topraklarda yaşayan insanların afetle iç içe geçmiş kültürel hafızasının da bir parçası" diye konuştu.
TEKRARLAYAN UYARILAR
Ahura Vadisi'nin 1840'tan bu yana sessiz kalmadığını kaydeden Kaya, şunları söyledi:
"2021 yılının Haziran ayında, aynı vadide buzul kaynaklı bir çamur-heyelan akıntısı yaşandı. Bu tür ani buzul-erime kaynaklı akıntılar, özellikle yaz aylarında bu vadide veya Ağrı Dağı’nı çevreleyen diğer vadilerde yinelenen bir örüntüye dönüşmüş durumda. Daha yakın bir tarihte, 30 Temmuz 2026'da basına da yansıdığı şekliyle Ağrı Dağı'ndaki buzul erimesinin bölgede çamurlu sel ve taşkınlara yol açtığına bir kez daha şahit olduk. Bunlar, 1840'ın ya da Nepal'in yanında küçük, yerel olaylar. Ama tam da bu yüzden önemli. Aynı vadi, 186 yıl önce büyük bir felakete sahne olduktan sonra, bugün hala küçük ölçekte de olsa zaman zaman hareketlenmeye devam ediyor. Bu, o vadideki dengenin hiçbir zaman tam olarak kurulmadığının, zirvedeki buz kütlesinin hala izlenmesi gereken bir risk taşıdığının somut kanıtıdır"
AĞRI DAĞI BU RİSKİN NERESİNDE?
Yaptıkları araştırma ve güncel uydu verilerine göre Ağrı Dağı'nın zirvesini örten takke buzulunun da aynı küresel eğilimden etkilendiğini ifade eden Kaya, "Ağrı Dağı ülkemizin en yüksek dağı. 5 bin 137 metre yükseltisiyle takke buzuluna sahip olan bir dağdır. Bu buzul zaman içerisinde gittikçe erimektedir. 1900'lü yılların başında yaklaşık 15 kilometre kare olan buzul alanı günümüzde yapılan uydu ölçümleriyle yaklaşık 5 kilometre kareye kadar düşmüş durumda. Geçmişte buzul yalakları, buzul vadileri 3 bin 600 metrelere kadar inerken günümüzde neredeyse 4 bin 900 metreye kadar çekilmiş durumda. Bu da zaman zaman buzulların zayıfladığını, eridiğini ve 1921 ve 1926'daki uyarılar şeklinde kısa süreli de olsa, küçük çaplı da olsa bu tür hareketlenmelerin olduğunu gösteriyor. Buzulların sessiz bir hareketliliği söz konusu. Bizim önlemler almamız lazım. Büyük Ağrı Dağı, Cilo Dağları, Kaçkarlar gibi buzullarla kaplı dağların mutlaka uydularla izlenmesi, gerekli raporların tutulması, ona göre özellikle tehlikenin oluşabilmesi durumunda vadilerdeki, vadi yamaçlarındaki veya dere yatakları üzerindeki köylerin yerleşmelerin tahliye edilmesi ya da ona göre önlemler alınması gerekir" ifadelerini kullandı.
BUZUL İZLEME PROGRAMI
Türkiye'de Himalayalar ölçeğinde bir buzul gölü patlaması beklenmediğini ifade eden Kaya, şu uyarılarda bulundu:
"Türkiye'de Himalayalar ölçeğinde bir buzul gölü patlaması beklenmiyor, ama buzul kopmaları ve kaya çığları riski, iklim değişikliğiyle birlikte yerel ölçekte artıyor. Türkiye'nin yüksek dağları Ağrı başta olmak üzere Cilo, Süphan, Kaçkar sistematik, sürekli buzul izleme programlarına ihtiyaç duyuyor. Uydu görüntüleme, periyodik saha çalışmaları ve mümkünse yamaç deformasyonunu izlenmeli. Ahura Vadisi gibi tekrarlayan küçük olayların sistematik olarak kayıt altına alınması, büyük bir felaketin erken habercisi olarak okunmalı. Vadilerdeki yerleşimlerin, özellikle dere yataklarına yakın yapılaşmaların, bu riskin ışığında yeniden değerlendirilmesi gerekiyor. Ahura'nın 1840'ta yaşadığı felaket, aynı vadide bugün hala küçük ölçekte tekrarlanıyor. Chamoli'de 2021'de, Nepal-Tibet sınırında 2026'da da benzer bir dram sahneleniyor. Aradaki coğrafya binlerce kilometre, aradaki zaman neredeyse iki asır ama dağın, dağların bize söylediği şey değişmiyor; zirvedeki buz, sessiz durmaz. Bizim görevimiz, o sessizliği vaktinde duyabilmek" (DHA)
Görüntü Dökümü
------------------------
-Ağrı Dağı’ndan genel ve detay görüntüler (arşiv)
-Prof.Dr. Faruk Kaya’nın konuşması
Haber: Salih TEKİN/AĞRI, (DHA)
=====================================================
6) KONTROLSÜZ AĞRI KESİCİ KULLANIMI BÖBREK YETMEZLİĞİNE NEDEN OLDU; EŞİ BÖBREĞİNİ BAĞIŞLADI
ÇANAKKALE'nin Ayvacık ilçesinde, 5 yıl boyunca baş ağrısı nedeniyle kontrolsüz ağrı kesici kullanan Yalçın Arslan (47), böbrek yetmezliği tanısı konulmasının ardından eşi Seval Arslan'ın (39) bağışladığı böbrekle yeniden sağlığına kavuştu.
Ayvacık ilçesi Küçükkuyu beldesinde yaşayan, evli ve 2 çocuk babası Yalçın Arslan, yaklaşık 5 yıl önce şiddetli baş ağrıları nedeniyle düzenli olarak ağrı kesici kullanmaya başladı. Yaklaşık 5 ay önce şiddetli baş ağrısı ve mide bulantısı şikayetiyle acil servise başvuran Arslan'a yapılan tetkiklerde böbrek yetmezliği tanısı konuldu. Kendisine böbrek nakli veya diyaliz seçenekleri sunuldu. Arslan, kadavradan organ nakli için beklemek yerine yakınlarından organ bağışında bulunulmasını istedi. 18 yıllık eşi Seval Arslan da böbreğini bağışlamayı kabul etti. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Organ Nakil Merkezi'ne başvuran çiftin yapılan tetkiklerinde Seval Arslan'ın donör olmaya uygun olduğu belirlendi. Yaklaşık 10 gün önce gerçekleştirilen ameliyatla Seval Arslan'dan alınan böbrek, eşi Yalçın Arslan'a nakledildi. Naklin ardından Arslan, yeniden sağlığına kavuştu.
'BÖBREKLERDE YETMEZLİK OLDUĞU SAPTANIYOR'
ÇOMÜ Organ Nakil Merkezi Müdürü Prof. Dr. Cabir Alan, Yalçın Arslan'a canlıdan canlıya böbrek nakli yapıldığını belirterek, "Verici olarak eşi tek böbreğini bağışladı. Mustafa Bey'in hikayesinde ilginç bir taraf vardı. Kendisi uzun yıllardan beri baş ağrısı nedeniyle düzenli bir şekilde ağrı kesici kullanmaktaydı. Ağrı kesicilerin uzun dönem kontrolsüz bir şekilde kullanması böbreklere kan akışının azalmasına neden olarak böbrek hastalığı yapmaktadır. Mustafa Bey'de de yüksek tansiyonla birlikte uzun dönem ağrı kesici kullanımı böbrek hastalığına neden oldu. Ramazan Bayramı'nda fenalaşarak acil servise başvuruyor. Orada yapılan tetkiklerde böbreklerde yetmezlik olduğu saptanıyor ve böbrek nakli ya da diyaliz olmak üzere iki seçenek sunuluyor" dedi.
AĞRI KESİCİ UYARISI
Prof. Dr. Cabir Alan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İki seçenek sunuluyor ancak ülkemizde organ bağış oranı oldukça düşük olduğu için kendisi kadavra listesine girmeyi kabul etmedi. Doğrudan doğruya yakınlarından organ talebinde bulundu. Eşi bu konuda bize talepte bulundu. Testlerini yaptık ve uygunluk saptanınca eşinden aldığımız sol böbreği kendisine naklettik. Şu anda böbrek değerleri tamamen normale döndü. Kendisini bugün taburcu edeceğiz. Vatandaşlarımızı özellikle ağrı kesici konusunda uyarmak istiyorum. Uzun dönem ve düzenli ağrı kesici kullanımı, eğer alt zeminde kişinin hipertansiyonu, diyabeti varsa mutlaka böbrek yetmezliği ya da böbrek hastalığıyla sonuçlanmaktadır. Bu ilaçları kullanmak zorunda olanların, dönem dönem doktora başvurup böbrek fonksiyonu testlerini yaptırmalarını temenni ediyorum."
'UZUN BİR SÜRE OLDUĞU İÇİN EŞİM DESTEK OLDU'
Yaklaşık 5 yıldır düzenli olarak baş ağrısı nedeniyle ağrı kesici kullandığını söyleyen Yalçın Arslan ise "Son 3-4 ay içinde hekime başvurduğumuzda baş ağrısının sebebinin böbrek yetmezliği olduğu belirlendi. Çok kısa bir sürede de organ nakline karar verdik. Ama kadavradan organ nakli için bekleme süresi uzun olduğu için eşim bu sürede bana destek oldu. Böbreğini vermeyi kabul etti ve nakil gerçekleşti. Organ nakli bekleyen çok sayıda hasta var. İnsanların bu konuda duyarlı olmasını istiyorum" dedi.
'BAĞIŞ YAPMAK İSTEDİM'
5 ay önce eşinde böbrek rahatsızlığı olduğunu öğrendiklerini söyleyen Seval Arslan da "Kadavraya başvursak çok uzun bir süre bekleyecektik. Veya diyalize girecekti. Ben de bağış yapmak istedim. 15 gün önce gayet başarılı bir ameliyatımız oldu. İkimiz de şu an çok sağlıklıyız. Buradan seslenmek istiyorum; kimse korkmasın. Toprak altında çürüyeceğinize bir insan sizin gözünüzle görsün, bir insan sizin böbreğinizle yaşasın. Lütfen bağış yapın. Hocalarımıza, ameliyatımızı gerçekleştiren bütün ekibine çok teşekkür ederim" diye konuştu. (DHA)
Görüntü Dökümü
-------------------------
-Cabir Alan ile röp.
-Yalçın Arslan ile röp.
-Seval Arslan ile röp.
-Genel ve detay görüntüler
Haber-Kamera: ÇANAKKALE, (DHA)-
=====================================================
7) HAFİF TİCARİ ARAÇ, MOTOSİKLETE ÇARPTI; 1 ÖLÜ, 1 YARALI
BURSA'da hafif ticari aracın çarptığı, kırmızı ışıkta geçen motosikletteki Emrah B. hayatını kaybetti, M.K. ise ağır yaralandı.
Kaza, gece saatlerinde, Osmangazi ilçesi Gökdere Bulvarı’nda meydana geldi. İddiaya göre; sürücüsünün kırmızı ışık ihlali yaptığı motosiklete, H.B.’nin kullandığı hafif ticari araç çarptı. Motosikletteki 2 kişi yola savruldu. İhbar üzerine bölgeye polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık görevlilerinin kontrolünde, yola savrulan Emrah B.’nin yaşamını yitirdiği belirlendi. Ağır yaralanan M.K. ise sağlıkçıların ilk müdahalesinin ardından ambulansla hastaneye kaldırıldı. Hafif ticari aracın sürücüsü H.B. de ekipler tarafından gözaltına alındı.
Kazaya ilişkin soruşturma başlatıldı. (DHA)
Görüntü Dökümü
------------------------
-Olay yerinden detaylar
-Yaralıların hastaneye kaldırılması
Haber-Kamera: Muhammet SEZGİN/BURSA, (DHA)





