DHA Görüntülü Yurt Haber Bülteni - 2
1) ŞEHRİN GÜRÜLTÜSÜNDEN KAÇANLARIN ROTASI KARAGÖL’DE RENK CÜMBÜŞÜ
ARTVİN’deki Karagöl Tabiat Parkı, sonbaharda ziyaretçilerin akınına uğruyor. Kent gürültüsünden kaçıp doğayla baş başa kalmak isteyenlerin buluşma noktası olan tabiat parkı, güzel manzaraları ve kamp alanlarıyla, bölgenin ziyaretçileri ve fotoğraf tutkunlarından ilgi görüyor.
Borçka ilçe merkezine 27 kilometre uzaklıkta, çam ağaçları arasında yer alan, doğal güzelliğiyle dikat çeken Karagöl Tabiat Parkı, sonbaharda da ziyaretçilerin ilgi odağı oluyor. Doğası ve coğrafi güzellikleriyle yerli ve yabancı turistlerin son yıllarda sıkça ziyaret ettiği Karagöl, sonbaharla renk değiştiren bitki örtüsünden dolayı ziyaretçilerine güzel görüntüler sunuyor. Doğu Karadeniz’de turizm merkezleri Uzungöl ve Ayder Yaylası'ndan sonra en çok ziyaret edilen Karagöl, doğal güzelliği ve manzarasıyla, fotoğraf sanatçılarının da beğenisini topluyor. Foto safari tutkunları, ellerindeki fotoğraf makineleriyle gölde nöbet tutuyor, güneşin doğuşu ve batışında ortaya çıkan manzarayı fotoğraf karelerinde geleceğe taşıyor. Yazın yeşilin, sonbaharda sarı, turuncu ve kırmızının onlarca tonuna bürünen ağaçların göl yüzeyine yansıması fotoğraflık görüntüler oluşturuyor.Kent gürültüsünden uzaklaşıp temiz hava almak isteyenler, hafta sonu tatillerinde tercih ettikleri Karagöl’de çadır kurup kamp yapıyor. Ziyaretçiler, bölgede yürüyüş ve piknik de yaparak doğanın keyfini çıkarıyor. (DHA)
Görüntü Dökümü
-------------------------
- Göl ve çevresinden görüntüler
- Sonbahar manzaraları
- Dron detayları
Haber Kamera: Erhan SARI/ARTVİN, (DHA)-
=============================================
2) DEDE MİRASI ARICILIKLA YILDA 700 KİLO BAL ÜRETİYOR
ARTVİN'in Yusufeli ilçesinde yaşayan Recep Keçeci (63), dedesinden miras kalan arıcılık geleneğini 46 yıldır sürdürüyor. Kaçkar Dağı'nın eteklerindeki zengin bitki örtüsünden yararlanarak üretim yapan Keçeci, yaklaşık 150 arı kolonisiyle yılda ortalama 700 kilogram bal elde ediyor.
Yusufeli ilçesine bağlı Bıçakçılar köyünde yaşayan Recep Keçeci, dedesinden miras kalan arıcılık geleneğini 46 yıldır kesintisiz sürdürüyor. Dedesi tarafından 1920 yılında başlatılan ve babasından devraldığı 106 yıllık ata mesleğini tutkuyla devam ettiren Keçeci, Kaçkar Dağları'nın eteklerindeki zengin bitki örtüsünden faydalanarak üretim yapıyor. Yaklaşık 150 arı kolonisiyle yılda ortalama 700 kilogram bal elde eden Keçeci'nin ürettiği ballar, yüksek prolin değeri ve kendine özgü aromasıyla Türkiye'nin dört bir yanından talep görüyor.
'SEVMEZSEN YAPAMAZSIN'
Yıllardır aile mesleğini sürdüren Recep Keçeci, "Arıcılığı seviyorum, çok güzel bir meslek. Arıyı iyi bilirsen ve iyi bir arıcı olursan getirisi de güzel oluyor. Sevmezsen yapamazsın. Arıcılık severek yapılacak bir iştir. Teorik bilgiye sahip olmalısın, seneler içerisinde pratikle tecrübe ediniyorsun. Bu işe senelerini vermen gerekir. 1920 yılından bu yana, dedemden kalan bir meslek. Babamdan sonra ben devraldım ve devam ettiriyorum. Genç ve verimli bir ana arı olmalı, hastalık ve zararlılara karşı mücadele zamanın yapılacak. Yeterli stokun da olacak. Arı kendi işini yapar, halleder. Organik bal üretmek gerçekten çok zordur. 1920 yılında dedem bir kara kovan getirmiş. 1950 ile 1980 yılları arasında babam ilgilendi, şimdi de ben ilgileniyorum. Yaklaşık 46 yıl oldu. Arı kendi getirdiğiyle beslenir. Mayıstan Ağustosa kadar kovanın kapağını açamazsın. Ben, yıl içerisinde 700 kilogramlık bal üretimi yapabiliyorum" diye konuştu.
'PROLİN DEĞERİ ÇOK YÜKSEK BİR BAL'
Arı yetiştiriciliğiyle uğraşan Ümmü Gülsüm Yırtıcı ise prolin değeri yüksek olan balın tadının beğenildiğini belirterek, "Artvin’de yaşıyorum ve bu bölgenin balını çok beğeniyorum. Ailem Antalya ve Muğla’da yaşıyor. Bu balı beğendiğim için de bolca onlara gönderiyorum. Ayrıca çok sevilen, prolin değeri de çok yüksek olan ballardır" dedi.
'TÜRKİYE'NİN PEK ÇOK BÖLGESİNE GÖNDERİYORUZ'
Arıcılık yapan Mustafa Yırtıcı da üretilen balın özel bitkilerden dolayı kaliteli olduğunu ifade ederek, "Kaçkar Dağı'nın etekleri olduğu için bu bölgenin balı, özel bitkilerden dolayı gerçekten çok kaliteli oluyor. Biz bu balı üretip, Türkiye’nin pek çok bölgesine gönderiyoruz. Antalya’da çok rağbet görüyor" diye konuştu. (DHA)
Görüntü Dökümü
-------------------------
-Arı serasından görüntüler
-Arı yetiştiricileriyle röportajlar
-Kovanlardaki arılardan görüntüler
HABER-KAMERA: Nusret DURUR/YUSUFELİ(Artvin),(DHA)
===================================
3) RİZELİ KADINLAR EN LEZZETLİ MUHLAMA İÇİN YARIŞTI
RİZE'nin Çamlıhemşin ilçesine bağlı Dikkaya köyünde ev kadınları, düzenlenen muhlama yapma yarışmasında hünerlerini sergiledi.
İlçeye bağlı Dikkaya köyünde yöresel lezzetlerin yaşatılması amacıyla organize edilen etkinlik, renkli görüntülere sahne oldu. Okul bahçesinde kurulan masalarda yerlerini alan 8 yarışmacı kadın, piknik tüpleri üzerinde organik mısır unu, tereyağı ve peyniri, bakır tavada buluşturarak en lezzetli ve en çok uzayan muhlamayı yapmak için yarıştı. Zamanla yarışan kadınların kıyasıya mücadelesinin ardından 5 dakika içinde en iyi muhlamayı yapan 3 kardeşten Hanife Kahraman, yarışmanın birincisi oldu.
'5'İNCİ KATTA YİYORSUN'
Etkinliğe katılarak muhlamaların tadına bakan Çamlıhemşin Belediye Başkanı Ömer Altun, uzayan muhlamanın kıvamına dikkat çekerek, "Muhlamayı tamamen doğal ürünlerden yapıyorlar. Öyle bir uzuyor ki 1'inci katta yapıyorsun, çıkıyorsun 5'inci katta yiyorsun" dedi.
'YARIŞMA ÇOK GÜZELDİ'
Gönül Kos, "Yarışma çok güzeldi, geçen sene birinci olmuştum. Bu sene de tasdiklemeye geldim inşallah. Benim muhlamama babam dayanamaz. Yüzde 100 babamın gönlünü her zaman kazanıyorum Allah'a şükür, herkesin gönlünü de kazanmayı biliyorum. Diğer yarışmacıları pek göremedim ama iddialı olanlar da var. Ben de önceki senenin birincisi olarak oldukça iddialıyım" diye konuştu.
'GELENEKLERİMİZİ SÜRDÜRÜYORUZ'
Etkinliğin sonunda birinci olan Hanife Kahraman, "Gelenek ve göreneklerimizi sürdürüyoruz. Bizden sonraki nesillere de güzel örnekler oluyoruz. Çok güzel bir organizasyon, bu etkinliği düzenleyen derneğimize çok teşekkür ediyorum. Üç senedir katılıyorum, bir kere 3'üncü olmuştum ama bu sefer iddialıyım" dedi.
MUHLAMA TARİFİ VERDİ
Muhlamanın tarifini veren Sonnur Alinoğlu da "Tereyağını eritiyoruz, mısır ununu katıyoruz, birazcık su ilave edip, muhallebi kıvamına getirdikten sonra peynirini ekliyoruz. En sonunda üstüne tekrar kızartılmış tereyağını döküyoruz" diye konuştu. (DHA)
Görüntü Dökümü
---------------------------
- Yarışmandan genel ve detay görüntüler
- Yarışmacılarla röp.
- Belediye Başkanı Ömer Altun röp.
HABER KAMERA: Mehmet Can PEÇE - Adem AKATİN / ÇAMLIHEMŞİN (Rize), (DHA) -
===================================
4) LİSELİLERDEN BÖBREK TAŞINA YÖNELİK BİLİMSEL ARAŞTIRMA
İZMİR'de lise öğrencileri, deniz kayalarını oyan Akdeniz hurma midyesinin (Lithophaga) biyolojik mekanizmalarını inceleyerek böbrek ve safra taşlarının tedavisine yönelik araştırma başlattı. Ege Üniversitesi Bentik Canlılar Araştırma Laboratuvarı'nın desteğiyle yürütülen projeyle canlının, kayaları oyma mekanizmasından insan sağlığına yönelik bilimsel bir çalışma geliştirilmesi hedefleniyor. 11'inci sınıf öğrencisi Eylül Uçar, "Bizim incelediğimiz canlı Lithophaga, halk arasında kaya oyan canlılar olarak biliniyor. Aslında şöyle bir yanlışlık var; bunlar kayayı yiyip kayayla beslenmiyor. O kayayı oyuyorlar, içine yerleşiyorlar. İnsanlarda böbrekte ve safrada taşlar var. Kaya oyan canlılardan yararlanarak, bu hastalığı önlemenin mümkün olup olmadığını araştırıyoruz" dedi.
Sürdürülebilir Kalkınma Gençlik Liderleri Eğitim Programı (SÜGEP) Akademi bünyesinde lise öğrencileri, deniz kayalarını oyan Akdeniz hurma midyesinin biyolojik mekanizmaları hakkında inceleme yapmak bir çalışma başlattı. Lise öğrencileri, Akdeniz ve Ege kıyılarında yaşayan Akdeniz hurma midyesinin mineral yüzeylerle kurduğu biyokimyasal etkileşimleri laboratuvar ortamında ele aldı. Ege Üniversitesi Bentik Canlılar Araştırma Laboratuvarı'nın desteğiyle yürütülen proje ile canlının, biyolojik mekanizmalarından yola çıkılarak böbrek ve safra taşlarına yönelik araştırma yapılması hedefleniyor. Çalışmanın ilerleyen aşamalarında Antalya'nın Kaş ilçesi yakınlarında saha araştırması gerçekleştirilmesi planlanıyor.
'GENÇLERİ GELECEĞE HAZIRLIYORUZ'
SÜGEP Akademi Başkanı Mehmet Umut Dilsiz, projenin doğadan ilham alarak böbrek taşları gibi sağlık sorunlarına yönelik araştırma geliştirme fikrinden doğduğunu belirterek, "Proje, hurma midyelerinin enzimatik mekanizmasını deşifre ederek bu mekanizmayı kaya oyma kapasitesi olan canlılardan insan vücudundaki patolojik tedavisi için bir ilaca dönüştürme fikrinden doğdu. Ben de bir eğitimci olarak en çok bunu önemsiyorum. Çünkü burada gençlerin bu deneyim sayesinde bir bilim insanının nasıl düşündüğünü, o zihin mekanizmasının ne olduğunu, bilimsel bir araştırmanın hangi aşamalardan geçerek sonuçlandırıldığını anlayacaklarını düşünerek mutlu oluyorum. Gençleri geleceğe hazırlıyoruz ve gerçek dünya sorunlarının çözümü için doğadan ilham almalarını istiyoruz" dedi.
'SAHA ÇALIŞMALARI YAPACAĞIZ'
Projenin gelecekteki olası iş birliklerine açık olduğunu belirten Dilsiz, "Global ilaç şirketlerinin gençlerin bu tür inovatif projelerini destekleyen programları var. Belki böyle bir iş birliği yapılabilir. Çünkü bu potansiyeli olan bir proje. Bu tarz iş birlikleriyle süreç çok daha inanılmaz noktalara gelebilir. Gençleri desteklemek isteyen kuruluşlar bizim etki ortağımız olabilirler. Ege Üniversitesi Bentik Canlılar Araştırma Laboratuvarı ve oradaki bilim insanlarına şükran borçluyuz. Gençlerin bu bilimsel iştahını desteklemek için ellerinden gelen yardımı yaptılar. Orada birtakım laboratuvar çalışmaları olacak, ayrıca saha çalışmaları yapacağız. Bu canlıyı Antalya Kaş yakınlarında bir yerde keşfettik. Orada deniz altında bu canlıların doğal yaşam özelliklerini araştıracağız. Aslında proje tam bir proje; bütünüyle kağıt üstünde bir proje değil. Laboratuvar çalışmaları, saha çalışmaları, birtakım analizler, sentezler ve en sonunda bir rapor oluşturulacak ve bu raporu da bütün dünyayla paylaşacağız" diye konuştu.
ÖĞRENCİLER BİLİMSEL HİPOTEZ OLUŞTURMAYI ÖĞRENİYOR
Projede yer alan 11'inci sınıf öğrencisi Filiz Demiray (17), "Bu canlı diğer midyelerden farklı olarak açık yüzeylere tutunmak yerine kayaların içinde yaşamlarını sürdürüyor ve bu da denizden gelen dalgalardan veya denizden gelen etkilerden korunmasını sağlıyor" dedi. 10'uncu sınıf öğrencisi Azra Su Bölükbaşı (16) ise "Küçük yaştan itibaren tıp alanında bir kariyer yapmak istiyorum ve bu proje bu yüzden benim için çok önemli. Bu projede grup olarak bilimsel araştırmayı ve hipotez oluşturmayı öğrendik. Bilim insanlarının nasıl düşündüğünü ve genel olarak hipotezi nasıl test edebildiğini öğrendik. Özellikle doğadaki biyolojik mekanizmaların insan vücuduna katkılarını öğrendik ve bu beni çok heyecanlandırdı. Bu proje, biyolojik ve ilaç keşiflerini daha yakın tanımama yardımcı oldu ve böylece kariyer hedefimi belirledim" diye konuştu.
'BİYOLOJİK ÖZELLİKLERİ İLGİMİ ÇEKTİ'
Araştırmanın akademik iş birliği boyutuna ve saha çalışması planlarına değinen Naz Makinist (16) de "Araştırmamızı Ege Üniversitesi Bentik Canlılar Laboratuvarı'nda Doç. Dr. Ertan Dağlı ve Prof. Dr. Alper Doğan ile gerçekleştirdik. Bize bilimsel yöntemleri ve Lithophaga'ların biyolojik özelliklerini anlattılar. Lithophaga'ların biyolojik özellikleri ilgimi çekti. Antalya'da Lithophaga'ların çevresini ve özelliklerini orada yakından inceleyeceğiz ve projemizin sonucunda gözlemlediğimiz sonuçları araştırmamıza katarak devam edeceğiz. Projemizin amacı da doğadan ilham aldığımız araştırma sorularını beraberinde getirdiğimiz sorunlarla beraber ele alarak bu süreci derinleştirmek" dedi.
'HEDEFİMİZ DOĞRUDAN İLAÇ ÜRETMEK DEĞİL'
11'inci sınıf öğrencisi Eylül Uçar dA doğadan doğrudan ilaç elde etmeyi hedeflemediklerini belirterek, "Doğadan gördüğümüz bu doğal olayları kullanarak insanlara nasıl bir yarara çevirebileceğimizi düşünüyoruz. Bizim de incelediğimiz canlı Lithophaga, halk arasında kaya oyan canlılar olarak biliniyor. Aslında şöyle bir yanlışlık var; bunlar kayayı yiyip kayayla beslenmiyor. O kayayı oyuyorlar, içine yerleşiyorlar. Ancak tükettikleri şeyler, denizdeki mikroorganizmalar ve organik atıklar. İnsanlarda böbrekte ve safrada taşlar var. Kaya oyan canlılardan yararlanarak, bu hastalığı önlemenin mümkün olup olmadığını araştırıyoruz" diye konuştu.(DHA)
Görüntü Dökümü:
------------------
-Öğrencilerin üniversite laboratuvarındaki çalışmasından arşiv görüntü,
-Projeye katılan öğrencilerden detay görüntü,
-Öğrencilerden Filiz Demiray, Azra Su Bölükbaşı, Naz Makinist, Eylül Uçar ile röp.
-Mehmet Umut Dilsiz ile röp.
-Genel ve detay görüntüler
Haber: Nevra UÇKAÇ - Kamera: Gökhan KILIÇ / İZMİR, (DHA)
===================================
5) BURSA'DA İÇME SUYUNU KARŞILAYAN BARAJLAR DOLDU, SULAMADA KULLANILAN BARAJIN SEVİYESİ DÜŞTÜ
BURSA'da etkili olan sağanak, Doğancı ve Nilüfer barajlarını doldurdu. Kentin içme suyu ihtiyacını karşılayan bu barajlarda su seviyesi yüzde 67'ye ulaşırken, tarım arazilerini besleyen Gölbaşı Barajı'nda yer yer kuraklık hakim. Yüzde 50'si kuruyan Gölbaşı Barajı'nda koyunlar otlarken, Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Efsun Dindar, "Salma sulama yöntemiyle göletten sürekli su çekilmesi sebebiyle göl seviyesi yoğun yağışlara rağmen yine alt seviyelere kadar indi" dedi.
Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'nde, 'Su ve havasının güzelliğinden Bursalıların yüzü kırmızıdır. Velhasıl Bursa sudan ibarettir' sözleriyle tanımladığı Bursa, yeniden su şehri tanımına kavuştu. Nüfusu 3 milyon 271 bin olan kentin içme suyu ihtiyacını karşılayan 43 milyon metreküp su hacmine sahip Doğancı Barajı ile 60 milyon metreküp su kapasiteli Nilüfer Barajı'nda geçen yıl ekim ayında yüzde 0,28 olarak ölçülen doluluk oranı, bu sene sevindirici düzeye ulaştı. Kentin içme suyu ihtiyacını karşılayan barajlardaki doluluk oranı yüzde 67,42 olarak kaydedildi. Su tasarrufu çağrıları ve sağanakla birlikte içme suyu barajlarındaki seviye artarken, Bursa Ovası'nı besleyen Gölbaşı Barajı'nda yer yer kuraklık hakim.
KURAKLIK DRONLA GÖRÜNTÜLENDİ
1933 yılında Mustafa Kemal Atatürk tarafından tarım arazilerini sulamak için Kestel ilçesine yaptırılan Gölbaşı Barajı'nın yüzde 50’si kurudu. Uludağ ve Katır dağlarından akan sularla beslenen Gürsu, Kestel, Yıldırım ve Osmangazi ilçelerindeki tarım arazilerinin sulama ihtiyacını karşılayan barajda yaşanan kuraklık, dronla havadan görüntülendi. Balıkçıların kayıkla açıldığı 3 bin dönümlük alanda artık koyunlar otluyor.
DOLULUK ORANI YÜZDE 85'E ULAŞMIŞTI
Mart ayında Gölbaşı Barajı'ndaki doluluk oranının yüzde 85’e ulaştığını hatırlatan BUÜ Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Efsun Dindar, vahşi sulamaya dikkat çekti. Tarımsal sulama için göletten sürekli su çekilmesinin kuraklığa yol açtığını belirten Doç. Dr. Efsun Dindar, "Gölbaşı Göleti geçtiğimiz yıl, özellikle 2025 yılında ciddi bir kuraklıkla karşı karşıya kalmıştı. Ancak bu yılın başındaki yağışlarla birlikte sevindirici düzeylere gelmişti. Hatta mart sonu itibarıyla yüzde 80'lere kadar doluluk oranına ulaşmıştı. Ancak yazın hem buharlaşmanın etkisi, tarımsal faaliyetlerin yoğun olması ve salma sulama yöntemiyle göletten sürekli su çekilmesi sebebiyle göl seviyesi yoğun yağışlara rağmen yine alt seviyelere kadar indi" diye konuştu.
SU KALİTESİ DE DÜŞÜYOR
Barajdaki kuraklığın suda yaşayan canlılar için de büyük risk yarattığına dikkat çeken Dindar, "Sulama göletinin amacı, oradaki tarımsal faaliyetleri ve verimli toprakları sulamak. Ancak kontrolsüz bir biçimde salma sulamanın yapılmasıyla birlikte su seviyesinin azalması su kalitesini de olumsuz etkiliyor. Suyun içerisindeki çözünmüş oksijen miktarını da azaltıyor ve çözünmüş oksijen miktarının azalması demek oradaki canlılık için de kritik seviyelere düşmesi anlamına geliyor. Bu da hem oradaki ekosistemdeki sucul canlıların yaşam kalitesini etkilediği gibi, su kalitesinin bozulmasına ve suyun daha bulanık ve verim açısından da düşük bir kapasiteye sahip olmasına sebep oluyor" dedi. (DHA)
Görüntü Dökümü
------------------------------------------
-Otlayan koyunlar dron görüntüleri
-Gölbaşı barajı dron görüntüleri
-Gölbaşı barajından detay
-Doğancı barajından detaylar
-Doç. Dr. Efsun Dindar röportaj
Haber-Kamera: Yiğithan HÜYÜK/BURSA, (DHA)



