1) DENİZLİ’DE 5.1 BÜYÜKLÜĞÜNDE DEPREM
DENİZLİ’nin Buldan ilçesinde Richter ölçeğine göre 5.1 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Çevre illerde de hissedilen depremde, ilk belirlemeler göre herhangi bir olumsuzluk yaşanmadı.
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD) verilerine göre, saat 09.21’de merkez üssü Denizli’nin Buldan ilçesi olan 5.1 büyüklüğünde deprem oldu. Yerin 7 kilometre derinliğinde meydana gelen sarsıntı, Denizli başta olmak üzere Manisa ve İzmir’den de hissedildi. Deprem, ilk belirlemelere göre herhangi bir olumsuzluğa yol açmadı. (DHA)
Görüntü dökümü
——————————-
-Denizli’nin Buldan ilçesiden ve İzmir’den sokaktan görüntü
Haber – Kamera: Özcan DURUSOY / BULDAN (Denizli) (DHA)
==============================================
2) UZMANINDAN 40 YAŞ ÜZERİNE ‘GLOKOM KONTROLÜ’ UYARISI
İZMİR Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği Uzmanı Prof. Dr. Şeyda Uğurlu, ‘glokom’ ya da bilinen diğer ismiyle göz tansiyonu hastalığına ilişkin, “Önemli bir rahatsızlık. Geri dönüşümsüz körlüğün birinci ve en sık nedeni. Kaybedileni maalesef geriye getiremiyoruz. Dolayısıyla bu hastalığı önden tanımamız gerekiyor. Maalesef en sık gördüğümüz tipinde bir bulgu vermiyor. Göz sağlığını sessiz hırsızına kaptırmamak adına lütfen düzenli göz muayenesi olalım. O yüzden özellikle 40 yaş üzerindeysek muhakkak düzenli kontrol olalım” dedi.
Halk arasında ‘karasu hastalığı’ olarak da bilinen glokom, göz içi sinirlerde harabiyet oluşturarak kalıcı görme kaybına neden olabiliyor. Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği Uzmanı Prof. Dr. Şeyda Uğurlu, glokomun birkaç türü olduğunu belirtip, “Önemli bir rahatsızlık. Geri dönüşümsüz körlüğün birinci ve en sık nedeni. Kaybedileni maalesef geriye getiremiyoruz. Dolayısıyla bu hastalığı önden tanımamız gerekiyor. Maalesef en sık gördüğümüz tipinde bir bulgu vermiyor. Ancak hastalık çok ileri aşamaya geldiğinde, görme yetisi kaybedilmeye başladığında ciddi anlamda fark etmeye başlıyoruz. Dolayısıyla yapılması gereken aslında düzenli muayene olmak” dedi.
‘GENELDE 1 İLE 2 YIL ARASINDA KONTROL ÖNERİYORUZ’
Özellikle 40’lı yaşların üzerindeki kişilerin muhakkak göz hekimine muayene olmak gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Şeyda Uğurlu, “Genellikle bu yaş da yakın görmemizin bozulmaya başladığı dönem. Bunu bir fırsat olarak kullanıp, muayeneye gitmemiz gerekir. Göz tansiyonumuz ölçülecek, göz sinirimiz değerlendirilecek. Anne, baba, kardeş veya akrabalarda eğer göz tansiyonu hastalığı varsa hele de bu hastalık kötü seyretmişse çok daha önemli. O zaman daha erken yaşlardan itibaren takibe girmekte fayda var. Genelde 1 ile 2 yıl arasında kontrol öneriyoruz. Ama glokom hastasıysanız, o zaman sizi ilgili bölümümüze dahil ediyoruz. Orada tedavilerinizi planlıyoruz. Tetkiklerinizi yapıyoruz ve hastalığın ciddiyetine, ağırlığına göre çeşitli aralıklarla ve şikayetin düzeyine göre kontrollere çağırıyoruz” dedi.
’40 YAŞ ÜZERİNDEYSEK DÜZENLİ KONTROL OLALIM’
Vatandaşlara da seslenen Prof. Dr. Uğurlu, şunları söyledi: “Göz sağlığını sessiz hırsızına kaptırmamak adına lütfen düzenli göz muayenesi olalım. Glokom ya da bilinen diğer ismiyle göz tansiyonu hastalığı maalesef bir kayıp oluşturursa geri getirmek söz konusu değil. Hastalığın ilerlemesini durdurmak ve kişinin hayatını başkalarına bağımlı olmadan ciddi kayıplara uğramadan devam ettirmek mümkün. O yüzden özellikle 40 yaş üzerindeysek muhakkak düzenli kontrol olalım.”
ERKEN TEŞHİSİN ÖNEMİ
Hastanede sekreter olarak çalışan, evli ve bir çocuk annesi glokom hastası Öznur Özbek (43), “2021 yılında bana teşhis konuldu. Babamda glokomdan dolayı bir gözünde görme kaybı var. Bana ise teşhis konulduktan sonra medikal tedavi başladı. 5 yıldır tedavi görüyorum. Vatandaşlar, muhakkak kontrollerini yaptırsınlar” dedi. Glokom hastası Temam Altınöz (57) ise “Babam göz tansiyonu hastasıydı. Gözlerini kaybetti. Bense 2015 yılından beri tedavi görüyorum. Ailemizde olduğu için sürekli kontrole geliyordum. Ölçümlerimiz sırasında tanı konulmuştu. Öncesinde hiçbir belirtisi yaşanmadı. Erken teşhis olduğundan dolayısıyla fazla bir zararını görmedim. Sürekli muayenelerime, kontrollere geliyorum. Vatandaşlar da belirli zamanlar içerisinde ailede olsun veya olmasın bütün herkes belirli aralıklarla gelip kontrollere girip, ölçümlerini yaptırsınlar” diye konuştu. (DHA)
Görüntü dökümü
——————————-
– Prof. Dr. Şeyda Uğurlu ile röp.
-Temam Altınöz ve Öznür Özbek ile ile röp.
-Genel ve detay görüntü
Haber: Kadir ÖZEN- Kamera: Mehmet KILINÇ / İZMİR, (DHA)
==============================================
3) KALEİÇİ’NDE, SELÇUKLU’NUN KAYIP KİTABELERİ BULUNDU
ANTALYA’nın tarihi Kaleiçi semtinde yapılan araştırmalarda, Selçuklu dönemine ait, birçoğu daha önce bilinmeyen ya da kayıp durumdaki, surlar veya ev duvarlarının ardında ya da bitkiler arasına gizlenmiş toplam 45 kitabe tespit edildi ve tamamı tercüme edildi.
Tarihi kaynaklara göre Helenistik dönemde Bergama Kralı 2’nci Attalos’un (milattan önce 159-138) askerlerine söylediği, ‘Gidin ve bana yeryüzündeki cenneti bulun’ sözü üzerine bugün Kaleiçi olarak bilinen bölgede kurulan Antalya; Likya ve Pamfilya’dan Roma ve Bizans’a, Selçuklu’dan Osmanlı’ya birçok medeniyete ev sahipliği yaptı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Hiç şüphesiz dünyanın güzel şehridir’ diye tanımladığı Antalya, bugünlerde hem Türkler tarafından ilk kez fethedilişi hem de Atatürk’ün kenti ilk ziyaretinin yıl dönümünü birlikte kutluyor.
DUVARLARDA SAKLI 800 YILLIK KİTABELER
Büyük Selçuklu Sultanı 1’inci Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından ilk fethi 5 Mart 1207’de gerçekleşen Antalya’da, Selçuklu dönemine ilişkin yapılan araştırmalarda, tarihi kent Kaleiçi’nde tarihi surlar ve evlerin duvarlarında, Selçuklu dönemine ait çok sayıda fetihname kitabesine ulaşıldı. Antalya Valiliği destekleriyle yürütülen araştırmalarda, Selçuklu tarihi araştırmacısı Dr. Mahmut Demir ve Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü’nden Gülcan Acar tarafından yerleri tespit edilen 45 kitabe tek tek fotoğraflanıp, belgelendi ve tercüme edildi.
ANTALYA İKİ KEZ FETHEDİLDİ
Dr. Mahmut Demir, Antalya’nın Anadolu’da Selçuklu’nun en önemli liman kentlerinden ve kışlık merkezlerinden biri olarak kullanıldığını belirterek, “Bilindiği üzere Antalya iki kez fethedilmiş bir İslam beldesi. İlk fetih 1’inci Gıyasettin Keyhüsrev’in hayatında, 5 Mart 1207 tarihinde gerçekleşiyor. Ancak Keyhüsrev’in ölümünden 4 yıl sonra Türkiye Selçuklularının kendi içinde yaşadıkları bir fetret devri dolayısıyla burası Müslüman hakimiyetinden çıkıyor ve Rumların hakimiyetine giriyor. Bunun üzerine kısa süre içerisinde Türkiye Selçuklu tahtına çıkmayı başaran İzzettin Keykavus, üç gün içinde şehri kuşatma altına alıyor ve 1 yıl, 1 ay süren kuşatma neticesinde Antalya’yı tekrar Selçuklu mülkü haline getiriyor. Kuşatma 24 Aralık 1215’te başlıyor ve 22 Ocak 1216 tarihinde fetih gerçekleşiyor” dedi.
KİTABELER GİZLİ KÖŞELERDE ORTAYA ÇIKTI
Fethin hicri 30 Ramazan 612, yani Ramazan Bayramı’na denk geldiğini kaydeden Dr. Demir, “Bu sebepten bir fetihname hazırlatıyor Sultan İzzettin Keykavus. Bu fetihname, bilinen en büyük Türkiye Selçuklu Kitabesi. Aynı şekilde bir kağıda fetihname formunda yazılmış. Şiirsel bir Arapça ile kaleme alınmış. Kağıda yazılır gibi taşa yazılmış bir fetihname. 45 parçadan oluşuyor. Fetihnamenin kendisi 43 parça. Onu destekleyen iki ayrı parçası daha mevcut. Arapça bir metin ve Antalya surları üzerine yerleştirilmiş. Günümüzde surların bir kısmı ayakta olmadığı için 7’si kaybolmuş, 9’u Etnografya Müzesi’nde sergilenmekte. 29’u ise surların üzerinde bulunmakta” diye konuştu.
ZORLU ARAŞTIRMA SÜRECİ
Bu kitabeleri Gülcan Acar’la beraber Kaleiçi’nin derinliklerine girerek araştırdıklarını anlatan Dr. Mahmut Demir, “Çünkü bu kitabelerin çoğu görünmeyen noktalarda ve bina çatılarında, özel mülklerin içerisinde zamanla zarar görmüş durumda. Çalılar tarafından bürünmüş durumda. Gülcan hanım tek tek bunları binbir zahmetle fotoğrafladı. Dijital tekniklerle fotoğrafladı. Ben de naçizane bunların tercümelerini ve metinlerini hazırladım. Bu şekilde herkesin göremeyeceği fetihnameyi herkesin görebileceği bir şekilde sergilemeye çalıştık. Umarım faydalı olur ve devamı gelir” dedi.
KAYIP KİTABELER ARTIK SERGİLENİYOR
Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü’nde fotoğrafçı olarak görev yaptığını belirten Gülcan Acar, Antalya’ya yeni tayin olduğunu, ilk olarak bu kitabeleri fotoğraflama görevi verildiğini söyledi. Acar, “Önce ne olduğunu tam olarak anlayamadım ama surların arasında bu kitabeleri gördüğümde inanılmaz estetikti. Bu kitabeleri ayrıca sergi alanında tıpkı duvarda durdukları gibi birebir ve biraz kabartmalı şekilde ve her bir kitabeyi gerçek ölçüsünde burada izleyicinin karşısına getirdik. Benim için müthiş bir işti. Ben inanıyorum ki her gün yanından geçip giderken bir sürü insan bunları görmeden gidiyor. Ama artık farkındalıkların artacağını düşünüyorum diye konuştu.
Diğer yandan bu kitabelerin ölçüleri gerçeğiyle aynı kabartma replikalarından oluşan sergi, fetih kutlamaları kapsamında Akdeniz Üniversitesi, Atatürk Kültür Merkezi başta olmak üzere çeşitli merkezlerde sergileniyor. (DHA)
Görüntü Dökümü
————————-
-Sergiden görüntü
-Genel detaylar
-RÖP: Dr. Mahmut Demir
-RÖP: Gülcan Acar
Haber: Mehmet ÇINAR- Kamera: Semih ERSÖZLER/ANTALYA, (DHA)
==============================================
4) HATAY’DA EV KADINLARININ İMECE USULÜ RAMAZAN KÖMBESİ MESAİSİ
HATAY’ın Reyhanlı ilçesinde ev kadınlarının ramazan kömbesi mesaisi başladı.
Özellikle ramazan ayının ikinci haftasında yapılan ve bayram boyunca misafirlere ikram edilen kömbe Reyhanlı’da bir araya gelen kadınlar tarafından imece usulü yapılıyor. Ev kadınları, sırası ile evlerde buluşarak hazırladıkları hamurun kömbeye özgü çeşitli kalıplarla ve el yordamı ile kömbe yapımı ay sonuna kadar devam ediyor. Hatta sadece bayram ziyaretinde gelen misafirlere değil, il dışında bulunan yakınlarına da gönderiliyor.
RAMAZAN BAYRAMI’NIN VAZGEÇİLMEZİ; KÖMBE
Her yıl ramazan ayında kadınların birlikte toplanıp hazırladıkları ramazan kömbesinin, yöresel bir değeri olduğunu söyleyen Fatma Gonca Yurtseven, beyaz ve sarı un ile çeşitli baharatların tereyağında karıştırılarak hazırlanan hamurun kendine has kalıpları ile kömbe haline getirildiğini ve bayramlarda ikram olarak sunulduğunu söyledi. Yurtseven, “Geçmişten günümüze gelen yöresel bir kurabiye, diğer bölgelerde bayramlarda baklana ve tatlı ile açmalar yapılırken bize kömbe yapılıyor. Kömbe uzun süre dayandığı için bir yıl boyunca bayatlamıyor. Eskiden saklama koşulları yoktu. Bayatlamamasının sebebi içinde yumurta yok. Bir yıl boyunca saklanabiliyor ve tüketiliyor. İçerisinde çeşitli baharatlar var. Birlikte yaptığımız kömbe. Geleneksel bir atıştırmalık. Bugüne kadar gelen bir kurabiyedir” dedi. Kadınlardan Havva Tekden ve Pınar Güler de kömbenin çay ile bayramlarda ikram edildiğini belirterek, “Hatta il dışındaki yakınlarımıza gönderiyoruz. Bayatlamaz ve bayram süresinde komşularımıza ikram ederiz. Tadı muhteşemdir” diye konuştu. (DHA)
Görüntü Dökümü
—————————
Kömbe malzemesi
Kömbe yapılması
Yurtseven röp.
Havva Tekden röp.
Pınar Güler röp.
Haber, kamera: Ferhat DERVİŞOĞLU-Cuma Yunus YAŞATIR/REYHANLI (Hatay), (DHA)-
==============================================
5) VAN’DA 216 YERLEŞİM YERİNDEN 157’Sİ ULAŞIMA AÇILDI
VAN’da etkili olan kar yağışı nedeniyle ulaşıma kapanan 216 yerleşim yerinden 157’si yeniden ulaşıma açıldı. Kapalı kalan 59 mahalle ve mezra yolunun açılması için çalışmalar aralıksız sürdürülüyor.
Van’da iki gün önce yağan kar yağışı nedeniyle 88 mahalle ve 128 mezra yolu ulaşıma kapandı. Van Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı karla mücadele ekipleri, kapanan yolları açmak için çalışma başlattı. Yapılan çalışmalarda 216 yerleşim yerinden 157’si yeniden ulaşıma açıldı. Kapalı kalan 28 mahalle ve 31 mezra yolunun açılması için de çalışmalar devam ediyor.
Öte yandan, İpekyolu Belediyesi de kendi sorumluluk alanlarındaki cadde ve sokaklar ile mahalle yollarında kar temizleme çalışması yaptı. (DHA)
Görüntü Dökümü
——————-
-Kırsal mahallelerde karla mücadele çalışması
-Çalışmadan dron ile çekilen görüntü
HABER: Behçet DALMAZ/VAN, (DHA)-
==============================================
6) HUSUMETLİLERİ EVİN ÖNÜNDE 2 KİŞİYİ YARALADI: ŞÜPHELİLER YAKALANMADI, KORKU İÇERİSİNDE YAŞIYORUZ
ADANA’da husumetli oldukları kişiler tarafından evlerinin önünde silahlı saldırıya uğrayan Mustafa Kılıç (23) ile Yusuf Yerlikaya (19) yaralandı. Olay güvenlik kamerasına yansırken, Mustafa Kılıç’ın ağabeyi Tahir Kılıç, “Korku içerisinde yaşıyoruz, kardeşim ve arkadaşımın tedavisi sürüyor dışarı bile çıkamıyorlarö dedi.
Olay, 20 Şubat’ta merkez Yüreğir ilçesi 19 Mayıs Mahallesi’nde meydana geldi. Sabah işe gitmek için hazırlık yapan Mustafa Kılıç ile Yusuf Yerlikaya, arkadaşlarıyla birlikte evin önünde beklediği sırada, daha önce araç alım-satım meselesi nedeniyle tartıştıkları S.T. (30), İ.T. (25) ve M.T. (60) geldi. Araçta bulunan S.T., İ.T. ve M.T., yanlarında getirdikleri tabancayla ateş açtı. Kılıç ve Yerlikaya, vücutlarına isabet eden kurşunlarla kanlar içinde yere yığıldı. İhbar üzerine olay yerine sevk edilen sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından yaralılar Adana Şehir Hastanesi’ne kaldırıldı. Kılıç ve Yerlikaya’nın tedavilerinin sürdüğü öğrenilirken, polis ekipleri kaçan şüphelilerin yakalanması için çalışma başlattı. Şüphelilerin ateş açtığı anlar çevrede bulunan bir evin güvenlik kamerasına yansıdı.
‘AİLEMİZ KORKUDAN DIŞARI ÇIKAMIYOR’
Tahir Kılıç, “Olay günü arkadaşlarımız ve kuzenlerimizle birlikte iş yerine gitmek için kapıda çay içiyorduk. Daha öncesinde kuzenimin araç satışı üzerinden tartışma yaşadığı kişiler olan S.T., İ.T. ve M.T. araçla kapımızın önüne geldi. Çıkardıkları silahla araçtan inerek bizlere ateş açmaya başladılar. Biz de o sırada kaçtık. Kardeşim Mustafa ile arkadaşım Yusuf ağır yaralanarak hastaneye kaldırıldı. Olaydan sonra taburcu oldular ancak tedavileri hala devam ediyor. Dışarı hem korkudan hem de sağlık sorunları nedeniyle çıkamıyorlar. Olayın üzerinden 20 gün geçmesine rağmen şüpheliler yakalanmadı. Arkadaşları aracılığıyla bizlere gözdağı vermeye çalışıyorlar. İşe giderken korku yaşıyoruz, ailemiz korku içerisinde yaşıyorö dedi. (DHA)
Görüntü Dökümü
———————–
– Tahir Kılıç ile röportaj
– Aracın sokağa girmesi
– Mermi isabet eden yerler
– Detaylar
Haber: Yusuf YILDIZ- Kamera: Eser PAZARBAŞI / ADANA,(DHA)